Lorena Lopez de Lacalle: Öcalan ilham kaynağımız, özgür olmalı

lorena-lopez-de-lacalle:-ocalan-ilham-kaynagimiz,-ozgur-olmali

Kürt sorununun demokratik çözümüne dönük Önder Apo öncülüğünde devam ettirilen “Barış ve Demokratik Toplum” süreci hem Türkiye’de hem de bölgesel ölçekte önemli bir eşik oluşturuyor. Önder Apo’nun yaptığı tarihi çağrılar, yalnızca bir politik ve stratejik öneri değil, aynı zamanda silahlı çatışma paradigmasının aşılması gerektiğine dair güçlü bir irade beyanı olarak değerlendiriliyor.

Buna karşın, aradan geçen zamana ve ortaya konulan çeşitli girişimlere rağmen, kalıcı, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir çözüm perspektifinin hala netlik kazanmadığı görülmekte. Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı tek taraflı ve somut adımların karşısında, devlet kanadında güçlü ve kararlı bir siyasal iradenin ortaya konulamaması; sürecin hukuki ve kurumsal bir çerçeveye kavuşturulmaması; ayrıca sürecin asli aktörleri olan Önder Apo ve PKK ile doğrudan, açık ve şeffaf bir müzakere zemininin kurulmasından kaçınılması, çözüm arayışlarının önünde ciddi yapısal engeller olarak varlığını sürdürmekte.

Bu çerçevede süreci yakından takip eden Avrupa Parlamentosu bünyesinde 19 farklı ülkeden 40 yakın siyasi partinin birleşiminden oluşan Avrupa Özgür İttifakı ( European Free Allience/EFA) Başkanı Lorena Lopez de Lacalle, konuya ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

‘ABDULLAH ÖCALAN’IN EMEĞİ İLE DEVAM EDEN BİR SÜREÇ’

Hareket olarak Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin bir yılı aşkın süredir devam eden süreci yakından takip ediyorsunuz. Üzerinden geçen zamana rağmen devlet kanadından somut adımlar daha gelmiş değil. Gelinen aşamadaki tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, hiçbir ilerleme kaydedilmediğini söylemek doğru olmaz. Vurgulanması çok önemli olan ilk nokta, bunun yalnızca PKK ile Türk hükümeti arasında başlatılmış bir süreç olmadığı, aynı zamanda Ankara’daki parlamentonun demokratik güçleriyle birlikte yürütülen bir süreç olduğudur. Sivil toplumun sürece desteği son derece önemlidir. Bu, çok ama çok iyi bir başlangıç noktasıdır. Ve bu başlangıç noktası, elbette, Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın yaptığı barış ve demokratik bir toplum çağrısına dayanmaktadır.

Bence ilerleme kaydedildi. Ancak bu tür barış süreçlerinde, bu siyasi geçiş anlarında her zaman çok sabırlı olmak gerekir, çünkü zihniyet değişimi zaman alır. Nitekim PKK’nin kendisini feshetmesi de gerçekleşti ve bu durum Erdoğan tarafından da olumlu karşılandı. Ayrıca Parlamento da farklı siyasi partilerin temsil edildiği bir komisyon kuruldu.

Bu komisyon, barış süreçlerinin sağlam bir şekilde yerleşmesi açısından temel öneme sahip. Elbette son 14 ayda küresel durum oldukça sarsıntılıydı. Ancak bence iyimser olmak ve olumlu gelişmeleri görmek gerekir; çünkü hem Türkiye’de hem de başka yerlerde olumlu gelişmeler var. Örneğin, Irak yeni cumhurbaşkanını kısa süre önce seçildi. Bu bize umut veriyor. Bu nedenle, bu barış ve siyasi geçiş sürecinde sabır ve umut, bence iki temel kavramdır.

Ben Basklıyım ve Bask Bölgesi’nde şiddeti sona erdirmek için tek taraflı bir silah bırakma sürecini de yaşadım. Bence Abdullah Öcalan’ın liderliği ve stratejik açıdan doğru anın, yani siyasi anın farkında oluşu, bu süreci geri dönülmez bir süreç haline getiriyor. Bugün, 2015’e kıyasla çok daha fazla şansa sahip olduğumuzu düşünüyorum. PKK bu süreci başarıya ulaştırmak için çok büyük bir cömertlik yapıyor. Aynı zamanda bu süreç, sivil toplumdan ve siyasi partilerden çok sayıda aktivistin desteğine dayanıyor. Bu da sürece bir şans veriyor. Kürt tarafının cömertliğini her zaman vurgulamak gerekir. Çünkü Kürt nüfustan ve bunun diğer ülkelere yansımalarından söz ederken, Suriye’de yakın zamanda yaşananları da göz önünde bulundurmak gerekir.

Erdoğan’ın yakın zamanda Suriye Kürtlerine dönük saldırıları destekler konumda olması barış sürecine yardımcı olmadı. Ancak buna rağmen barışın ışığı sönmedi ve bu durum, Suriye’de geçici de olsa geçiş hükümetiyle bir anlaşmaya varılmasını mümkün kıldı. Bu bize umut veriyor; çünkü bu, barışın her şeyin önüne geçeceği anlamına geliyor. Ancak çalışmaya devam etmek gerekiyor.

‘HALK HAREKETE GEÇTİĞİNDE DEĞİŞİM MÜMKÜN’

Türk devletinin özel de ise hükümetin hem somut adım atmaktan kaçınmasını hem de süreci devam ettirmek istemesini nasıl okumalıyız? Bu bir oyalama stratejisi mi, yoksa bölgesel gelişmelerin iç politikaya yansıması mı?

Ben her ikisinin de olduğunu söylerim. Çünkü her zaman strateji ve taktikler vardır. Ancak barış süreçlerini her zaman mevcut somut jeopolitik bağlam içinde değerlendirmek gerekir. Bugün bana göre en devrimci olan şey, demokrasi ve barıştan söz etmektir. Bunu herkes biliyor. Bu nedenle, Erdoğan açısından bakıldığında bile, İran’daki savaş sona erdiğinde bu süreçten güçlü bir şekilde çıkmak ve kendi halkının zihnini, Türk halkının tamamı için gerçek bir barış ihtimaline açabilen bir lider olarak öne çıkmak gibi büyük bir çıkarı olduğunu düşünüyorum. Yani bunun tamamen göz ardı ettiği bir ihtimal olduğunu düşünmüyorum.

Ancak devlet, uzun yıllardır iktidarda olan mevcut rejim, sadece Erdoğan’la sınırlı değildir; Türk rejimi onu da aşan bir yapıdır. Biz bunu İspanya’da yaşadık. Zor ama imkânsız değil. Bugün hâlâ uzun süredir iktidarda kalan güçlerin bulunduğunu görüyoruz; örneğin Macaristan’da olduğu gibi.

Halk harekete geçtiğinde değişim mümkündür. Bu ne zaman olur? Herkes demokrasi ve barıştan yana, yolsuzluğa karşı birleştiğinde. Her zaman aynı temel ilkeler geçerlidir. İncelenmesi ilginç olan da budur. Bu nedenle, şu anda bunun biraz oyalayıcı bir taktik olabileceğini, gelişmeleri görmek için beklendiğini düşünüyorum.

Ancak Türkiye NATO üyesi olsa da, Trump’ın NATO’ya yönelik tutumu -Avrupa’yı adeta terk etmesi ve Amerika’da yalnızca Amerikalılar için otokratik bir çizgiye yönelmesi- aslında Avrupa için olumlu bir işarettir. Amerikalılar için kötü olabilir ama Avrupa’nın bütünü açısından olumlu.

Avrupa’nın ve Avrupa ülkelerinin daha bağımsız hale gelmesi gerekir. Avrupa’nın sınırında yer alan Türkiye gibi ülkelerde ve özellikle Türkiye’nin Doğu ile Asya ve Batı arasında bir köprü oluşturan jeopolitik konumu göz önüne alındığında, barışın inşasında rol alacak aktörlere ihtiyaç vardır.

‘UMUT HAKKI HAYATA GEÇİRİLMELİ’

Kürt Özgürlük Hareketi açısından sürecin vazgeçilmez noktalarından birisi ise baş müzakereci olarak kabul ettikleri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve süreçteki rolünün yasal statüye kavuşması. Özgürlük Hareketi’nin bu taleplerini nasıl okumak gerekir?

Abdullah Öcalan’ın müzakerelerde yer alması, bir bakıma zaten mevcut ve bu olumlu. Ancak Abdullah Öcalan’a asıl ihtiyaç duyulan yer dışarıdır. Çünkü otoriteye sahip olan da odur ve onun bu süreçteki varlığı vazgeçilmezdir.

Bu nedenle, barış süreci için kurulan komisyonda çalışan tüm partilerin de talep ettiği gibi bir hukuki çerçeveye ihtiyaç var. Bu çerçeve, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da dile getirilen bir konuyu yani Abdullah Öcalan için “umut hakkı” nı hayata geçirmek olmalıdır. Umut hakkı yasal bir düzenlemeyle pratiğe geçirilmelidir. Bu çok ama çok önemlidir, çünkü çatışmanın tüm sonuçlarını sona erdirebilecek bir hukuki zeminin oluşturulması gerekir.

Açıkça söylemek gerekirse, bu sürecin baş aktörü ve çağrıyı başlatan kişi Abdullah Öcalan’dır. Bu tek taraflı bir adımdı, ancak Recep Tayyip Erdoğan tarafından da karşılık buldu. Dolayısıyla Erdoğan’ın Abdullah Öcalan’ı gerçek muhatabı olarak tanıması kesinlikle gereklidir.

Bunu, biraz da siyasi rakibin bakış açısından düşünmek gerekir. Eğer kendimi Erdoğan hükümetinin perspektifine koyarsam, onun da Abdullah Öcalan’a ihtiyacı var. Çünkü yeni, demokratik bir Türk devleti içinde barış ve birlikte yaşama mesajının toplumun her kesimine ulaşması gerekir. Bu zihniyet değişimi için Abdullah Öcalan’ın içeride değil, dışarıda olması gereklidir.

‘AVRUPA’NIN ROL OYNAMA ZAMANI GELDİ’

Şimdiye kadar Avrupa’nın bu süreçte pasif kaldığına tanıklık ediyoruz.  Sizce Avrupa nasıl bir rol oynayabilir? Avrupa Birliği değerli bu süreçte bir aktör olabilir mi, yoksa şimdiye kadar yatıkları gibi pasif bir gözlemci olarak mı kalacaklar?  

Bugün Avrupa Birliği ne yazık ki çoğunlukla sağ ve hatta aşırı sağ eğilimli siyasi dengeler içinde, bu da onu hareketsizliğe itebiliyor. Ancak tarihsel sürecin hızlanması bir kez daha gösteriyor ki Avrupa artık hareketsiz kalamaz. Avrupa konuşmalı ve en iyi yaptığı şeyi yani diplomasi yapmalıdır.  Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan değerler—barış, diyalog ve saygı—ön plana çıkmalıdır.

Avrupa ve genel olarak Avrupa kıtası, iki dünya savaşının yarattığı yıkımı aşmış olması bakımından benzersizdir. Bu savaşların toplumlar üzerinde ne tür sonuçlar doğurduğunu çok iyi biliyoruz. Bu yüzden ben Avrupa Birliği’ne ve kurumlarına, ayrıca Avrupa Konseyi gibi yapılara güveniyorum; barış sürecine çok daha güçlü ve belirleyici bir destek verebileceklerine inanıyorum.

Daha önce siyasi çabalardan ve sivil toplumun katkılarından söz etmiştim. Bu süreçte uluslararası dayanışma da vazgeçilmezdir. Temsil ettiğim, çoğunluğu merkez-sol çizgide olan partilerde bu uluslararası dayanışma mevcuttur. Ancak bu sadece merkez-sol ile sınırlı değildir. Sağda da barışın gücünün farkında olan aktörlerde var.

Bunu bugün daha net görüyoruz. Aşırı sağın zayıflamaya başlaması ya da ne tür sonuçlar doğurabileceğini göstermesi -özellikle şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen gelişmelerle paralel şekilde- sağın bile barış için kararlı adımlar atılması gerektiğinin farkına varmasına yol açıyor.

‘ABDULLAH ÖCALAN ÇÖZÜM SUNUYOR’

İran, ABD ve İsrail savaşı başta olmak üzere bölgedeki savaş ve kaos hali, Türkiye’deki bu süreç için bir fırsat mı yoksa, tamamen yeniden çatışma haline geri dönmek için bir risk mi oluşturuyor?

Tüm bu çatışmaların çözümü çeşitliliğin tanınmasından, çok ulusluluğun kabulünden geçer. Dünyada tek bir ulustan oluşan devlet sayısı çok az. AB  içinde bile çoğu ülke diğerleriyle iş birliği yapmak zorundadır. Kürt halkı bugün Irak, Suriye, Türkiye ve İran gibi bölgelerde yaşayan bir halk olarak, artık barışın doğru yol olduğuna gerçekten ikna olmuş durumda. Bu koşullarda Kürt halkının verebileceği örnek, bu kadar şiddetli savaşlar ve halklar arası çatışmalar ortamında yalnızca bölgesel değil, küresel istikrar açısından da son derece önemlidir.

Bugün, başka yerde olsa da, Abdullah Öcalan’ın öncülüğünü yaptığı bu süreç bize umut veriyor. Çünkü herkes savaştan yorulmuş durumda. Savaşlar bizi sadece ekonomik tükenişe götürmekle kalmıyor, aynı zamanda uluslararası hukukun ve insan haklarına saygının tamamen aşınmasına yol açıyor. Çok fazla insan, çok fazla sivil, bize dayatılan savaşlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Çünkü bu da önemli bir nokta: Bugün yaşadığımız savaşların çoğu uluslararası hukukun dışında gerçekleşen, gayrimeşru savaşlardır.

Bu yüzden artık açıkça tavır almak ve karşı çıkmak gerekiyor. Ve bence dünyada, özellikle bizim bölgelerimizde, bu savaşçı zihniyeti aşmak isteyen bir çoğunluk var.

‘ABDULLAH ÖCALAN’IN BİRLİKTE YAŞAM TEZİ HERKES İÇİN BİR UMUT’

Çatışmaların çözümünün çok ulusluluğun kabulünden geçtiğine dikkat çektiniz.  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, son notunda “Birlikte Yaşam” tezinin önemine özellikle vurgu yapıyor. Önder Apo’nun bu yaklaşımı savaştan yorulmuş olan bizlere ne anlatıyor?

Birlikte yaşam bütün toplumların ulaşılması gerektiği bir hedeftir. Başarılı olan toplumlar, örneğin İsviçre, Belçika veya Hollanda gibi toplumlar, çoğulcu yapılardır. Bu toplumlarda sadece farklı siyasi görüşler değil, aynı zamanda birçok etnik grup ve halk birlikte yaşar. Dolayısıyla bu çeşitliliğe saygı göstermek gerekir.

Bu soru bana sorulduğunda her zaman şunu söylerim: Biyolojik çeşitlilik konusunda dünya genelinde bir uzlaşma var. Bitkilerin ve hayvanların korunması gerektiğini kabul ediyoruz. Ama biyolojik çeşitlilik aynı zamanda insanlardan ve halklardan oluşur. Bitki ve hayvanların çeşitliliğine saygı gösterip, aynı topraklarda yaşayan halkların çeşitliliğini yok sayamayız.

Bu nedenle Abdullah Öcalan tamamen haklıdır. Demokrasinin ilerlemesinin temel dayanağı, tek bir devlet içinde farklı ulusların ve kimliklerin varlığını kabul etmekten geçer. Türkiye içinde de farklı etnik ve ulusal kimlikler vardır. Aynı durum bizim için, Bask Bölgesi’nde ve İspanya için de geçerlidir. İspanya’da bu gerçek kabul edilmiştir ve biz anayasal olarak çok ulusluluğun tanınması için çalışmaya devam ediyoruz.

Aynı talep Fransa için de geçerlidir; örneğin Korsikalıların anayasada tanınması gerektiğini savunuyoruz. Gelecekte Türkiye’de de, ülke sınırları içinde yaşayan halkların çeşitliliğini tanıyan yeni bir anayasanın olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu son derece önemlidir.

‘ABDULLAH ÖCALAN BİZLER İÇİN İLHAM KAYNAĞI’

Bunun için güçlü bir siyasi vizyon gerekir; Abdullah Öcalan’ın sahip olduğu gibi. Nitekim Abdullah Öcalan, temsil ettiğimiz birçok parti için de bir ilham kaynağıdır, çünkü onun söyledikleri geniş bir kesim tarafından paylaşılmaktadır.

Birlikte yaşamayı öğrenmek gerekir; çünkü birlikte yaşamak bize öğrenme, farklı bakış açıları kazanma imkânı verir. Farklı siyasi güçlerle birlikte çalıştığımız bir dönemde, özellikle José Mujica’yı ziyaret etmek için özel bir yolculuk yapmıştım. Kendisi o dönemde Uruguay’ın cumhurbaşkanıydı ve çok çeşitli unsurlardan oluşan bir siyasi hareketin başındaydı.

Ona şu soruyu sorduk: Bu kadar farklı unsuru nasıl bir arada tutuyorsunuz? Türkiye ya da İspanya gibi ülkeler bunu nasıl başarabilir? O da bana şöyle cevap verdi: “Dikiş dikmek gibi; zaman ayırırız ve sabırla dikeriz. Ama iyi dikilmiş bir şeyi sökmek çok zordur.”

Yani uzlaşıyı inşa etmek zordur, ama bu uzlaşı bir kez kurulduğunda son derece sağlam olur. Uzlaşı, üzerinde çalışılması gereken temel yapı taşıdır. Ve ben inanıyorum ki bunu kendi kuşaklarımız içinde görebileceğiz. Çok ulusluluğun tanınmasının, çeşitliliğe saygının ve ortak yaşamın—ortak kaynakları daha iyi yönetebilmek için—izlenmesi gereken yol olduğunu anlamak için gelecek nesilleri beklemek zorunda kalmayacağız.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp