AKP iktidarının NATO Zirvesi öncesi Ankara’yı açık bir hapishaneye dönüştürüp, emperyalist ve kapitalist ülkelerin dayattığı ekonomik programlarıyla neden olduğu yoksullaşmayı büyük reklam panolarıyla örterek muhaliflere yönelik cadı avı başlatması, “milli” ve “yerli” maskesi altında gizlemeye çalıştığı efendisine sadık faşizan karakterini bir kez daha ortaya koydu. Buna karşılık bütün gözaltı, tutuklama, engellemelere rağmen, NATO’ya Hayır Koordinasyonu’nun kuşatmayı kırıp Ankara’da ve ülkenin dört bir yanında NATO ve işbirlikçilerini protesto etmekte gösterdiği kararlılık, 68’den bu yana kavganın aynı ısrarla sürdüğünün göstergesi oldu. ANF’ye konuşan NATO’ya Hayır Koordinasyonu bileşenleri, “68 kuşağından aldığımız ilhamla emperyalist savaş çığırtkanlığının karşısında dimdik duracağız” vurgusunda bulundu.
‘DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER GETİRECEĞİZ ’ DİYENLERİN GERÇEK YÜZÜ ANKARA ÖRNEĞİNDE
EHP Genel Başkan Yardımcısı Emre Öztürk, tıpkı 2004 yılında olduğu gibi yıllar sonra bugün de NATO’ya karşı sokaklarda. O yıllarda İstanbul’da yapılan protestolarda henüz öğrenci olan Öztürk, zirve öncesi yaşanan hukuksuzların hem Türkiye’deki iktidarın hem de dünya emperyalist sisteminin halklara “demokrasi ve özgürlük” vadetmediğinin açık kanıtı olduğunu vurguladı.
NATO Zirvesi öncesi Ankara’nın açık bir hapishaneye çevrilmesinin, demokrasi ve özgürlük getireceğini iddia eden tüm devletlerin başkanlarının şahitliğinde, gözlerinin önünde gerçekleştirildiğini hatırlatan Öztürk, “Bundan sonra ‘Şu ya da bu ülkedeki baskıya müdahale ediyoruz, özgürlük getireceğiz’ gibi yaklaşımlar sergilenirse, Ankara’yı onlara örnek olarak göstermek gerekir. Türkiye’deki mevcut durum bu ikiyüzlülüğü bir kez daha ortaya çıkarmış oldu” dedi.
‘EMEKLİLERE VE KAMU YATIRIMLARINA AYRILACAK PAY SAVAŞ SANAYİSİNE GİDECEK’
Emperyalistlerin bu tür organizasyonlarının mutlaka bir yerli destekçisi, işbirlikçisi iktidar olduğunu hatırlatan Öztürk, “Bu, 1960’larda da böyleydi, 2000’lerde de böyleydi. Bugün de bu gelenek devam ediyor. O işbirlikçilerin onayıyla, onların rızasıyla zaten dünya çapındaki baskı ve emperyal planlar uygulanıyor. Ama daha sonra nasıl oluyorsa, bu işbirlikçiler bu karakterin üstünü, ‘milli’, ‘yerli’, ‘vatanperver’ örtüyor. NATO Zirvesi gibi emperyalist organizasyonlar aslında bu ‘milli’ ve ’yerli’ algısını yaratanların bu konudaki ikiyüzlülüğünü de bir kez daha açığa çıkarıyor. Bugün ‘savunma sanayisi’ dedikleri aslında savaş sanayisi ve onun sahiplerinin elde edeceği rant pazarlanacak bu organizasyonda. Emekçilerin, halkın buradan ekonomik veya siyasal hiçbir çıkarı olmayacak. Tam aksine bu zirveyle birlikte, bütçemizin emeklilere ve kamu yatırımlarına ayrılacak gayrisafi milli hasılasının bir kısmı daha NATO’ya ve savaş sanayisine ayrılacak. Bu organizasyonlarda iktidara bir rant, bir gelir kapısı açılacak ama halka hiçbir faydası olmayacak” diye konuştu.
‘BİR ÜLKEDE NATO ZİRVESİ VARSA ORADA PROTESTO OLUR’
2004 NATO protestolarıyla bugünü kıyaslayan Öztürk, AKP’nin 25 yıllık baskı politikaları nedeniyle itiraz yöntemlerinin giderek zayıfladığını belirtti. İktidar baskısının geldiği noktayı, “Bugün gelinen noktada insanlar protesto yapacakları varsayımı üzerinden gözaltına alınıp tutuklanıyor” diye özetleyen Öztürk, “2004 yılında bu raddeye henüz varılmamıştı. O zaman da polis müdahaleleri olurdu ama protesto hakkımız bugünkü kadar sınırlı değildi. Sonuç itibarıyla bir ülkede NATO Zirvesi varsa orada protesto da olur. Yani bunu protesto edilemeyecek hale getirmek, bunu en zor hale getirmek AKP’nin bu organizasyonla yaranmaya çalıştığı kesimlerin alkışını toplayacak. Ancak tabii ki bu AKP adına yanıltıcı bir başarı demek. Sonuçta bu bitmek bilmeyen baskılara karşı insanlarda biriken büyük bir tepki var. Bir toplumu sonsuza kadar polis zoruyla, yargı zoruyla durdurmaları mümkün değil. Bu açıdan ben düne göre mücadelenin gerilediğini düşünmüyorum, sadece sokaktaki itirazların kuvvet kazanması daha da zorlaştı” dedi.
‘ANTİ-KAPİTALİST OLMADAN ANTİ-EMPERYALİST OLUNAMAZ’
Mücadele açısından 68 kuşağının anti-emperyalist programının bugün yol göstermeye devam ettiğini vurgulayan Öztürk, şunları kaydetti: “68 kuşağının anti-emperyalist programı bugün hala geçerliliğini koruyor. En çok da emperyalizmin içsel bir olgu olduğu vurgusu. O nedenle sorunun kaynağını dışarıda aradığımız kadar, içerideki sorunla da uğraşmamız gerekiyor. Trump, Biden veya Obama; bunların hepsi gelip geçici. Burada emperyalizmin toplamda bir iktisadi sistemin siyasal sonucu olduğunu görmemiz gerekir. Bunun için de sadece anti- emperyalist değil, aynı zamanda anti-kapitalist de olmak gerek. Çünkü anti-kapitalist olunmadan, anti-emperyalist olunamaz. Dikkat ediyorsanız AKP de sıkıştırıldığında anti-emperyalistim diyor. Ama anti-kapitalistim diyemiyor. Bu durum anti-emperyalist programı bir kez daha düşünmemizi gerektiriyor. Emperyalist sistem kurumlarıyla, siyasetiyle, bütün imkanlarıyla organize oluyor ve örgütleniyor. Ama toplumda genel olarak örgütlenmeye dair böyle bir organize olma durumu yok. Bu konuda kat edilmesi gereken mesafe var. Mesela hep diyoruz ya yerli işbirlikçiler diye. Yerli işbirlikçiler de her yerde örgütleniyor. Mesela AKP ve sağcı partiler milyonlarca üye kaydediyor. O nedenle bizim artık organize olmaya, örgütlenmeye ve mücadeleyi günübirlik değil de uzun vadeli düşünmeye ihtiyacımız var.”
‘BÖLGEDE ÖZEL BİR ROL KAPMAYA ÇALIŞAN AKP, İŞE MUHALEFETİ BASTIRABİLDİĞİNİ GÖSTEREREK BAŞLIYOR’
AKP iktidarının NATO’nun planları içerisinde özel bir rol kapmaya çalıştığına işaret eden DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Çınar Altan, bunu da ülke içindeki muhalefeti bastırabilecek gücü olduğunu göstererek yaptığını belirtti. Bu açıdan iktidarın başlattığı cadı avının emperyalistlere, egemenlere işlevli bir aparat olduğunu göstermenin parçası olduğunu vurgulayan Altan, “ABD’nin önümüzdeki dönem açısından stratejik hedeflerinden biri yalnızca Ortadoğu’yu değil, Çin’i de siyasal ve ekonomik olarak kuşatmayı hedefliyor. Türkiye de bu bağlamda siyasi ve ekonomik bir hegemon güç olmak istiyor. Bunun bir örneğini Rojava’nın işgalinde gördük. Türkiye özel bir rol aldı ve NATO’nun önümüzdeki dönemdeki savaş yıkım politikalarında da özel bir rol oynamak istiyor. Mali, ekonomik açıdan sömürge devleti olarak, ama bölgede de emperyal bir güç olarak kendisine bir pay kapacak ve bunu da en güçlü NATO ordusu misyonuyla yapmak istiyor. ABD’yle de, Trump’la da yakınlık yalnızca diktatoryal heveslerin yan yana düşmesinin değil, böyle bir stratejik ittifakın da göstergesidir. Elbette ki ezilen halkların aleyhinedir. Ancak ezilen halklar bunun karşısında bir üçüncü yolu inşa edeceklerdir. Bizler de bunun için mücadele ediyoruz. Bütün muhalefeti bastırmaya yönelik gözaltı ve tutuklama saldırıları da NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacak. Gözaltındaki arkadaşlarımızı geri alacak, NATO’ya karşı mücadeleyi daha da büyüteceğiz” dedi.
‘DÜN 6. FİLO’YA SECDE EDENLER BUGÜN ÖNLERİNE HALI SERİYOR!’
EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, NATO’nun bir savaş, bir katliam örgütü olduğunu vurgulayarak, bu sebeple Türkiye’deki NATO üslerinin kapatılmasını istediklerini kaydetti. NATO’yu protesto etmenin bir suç değil onur olduğunun altını çizen Sema Barbaros, Ankara’daki NATO Zirvesi gerekçesi öne sürülerek gözaltına alınan bütün sosyalistlerin serbest bırakılmasını istedi.
NATO’nun tarihinin işgal, savaş, yıkımın tarihi olduğunu hatırlatan Sema Barbaros, “NATO’nun girdiği hiçbir yerde barış olmadı, kardeşlik olmadı. Girdiği hiçbir ülkeye barış gelmedi. Tam da bu sebeple bu katliam örgütünü protesto ediyoruz ve ülkemizde toplanıp kirli planlar yapmasına sonuna kadar karşı çıkacağız. AKP iktidarı bugün NATO zirvesinin toplanmasını bir güç gösterisi olarak göstermeye ve bu zirveye ilişkin halkın gözünü boyamaya çalışarak, aslında hem Trump gibi istismarcıların hem de savaşlara, yıkımlara, yoksulluğa neden olan emperyalizmin temsilciliğini yapıyor. Yani dün 6. Filo’nun önünde kurtarıcı gelmiş gibi secdeye duranlar, bugün önüne halı serip ağırlıyor. Bu zihniyete karşı bizim rotamız 68 kuşağıdır. Deniz’lerin 6. Filo’yu denize döktüğü yerden mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
‘EMPERYALİST SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞININ KARŞISINDA DİMDİK DURACAĞIZ!’
Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) İstanbul İl Başkanı Demet Koca, “NATO ve Trump ülkeye gelecek diye 11 milyar harcayanlar, bu parayı emekçi halka harcasınlar” tepkisini göstererek sözlerine başladı. Ankara’daki NATO Zirvesi’nde planlanan yeni savaşlara karşı mücadeleyi büyütmelerini hiçbir gözaltı ve tutuklama saldırısının engellemeye yetmeyeceğini vurgulayan Demet Koca, tutsak edilen arkadaşlarını mücadeleyle o zindanlardan alacaklarını kaydetti.
Ülkeyi bir açık hapishaneye çeviren bu yasakçı ve gerici zihniyete cevaplarının mücadeleyi daha da yükseltmek olacağının altını çizen Demet Koca, “Gramsci, ‘eski ölmüyor ama yeni de doğmuyor’ der. O yeniyi doğurmak için mücadelemize devam edeceğiz, emekçileri örgütleyip zafere ulaşacağız. 68 kuşağından aldığımız ilhamla emperyalist savaş çığırtkanlığının karşısında dimdik duracağız” vurgusunda bulundu.
Source: ANF News