Özel savaş gençler, kadınlar ve toplumsal değerlere her yönden saldırıyor

ozel-savas-gencler,-kadinlar-ve-toplumsal-degerlere-her-yonden-saldiriyor

Kastik katillerin elleriyle kadını, onun yarattığı toplumu, değerlerini; yani insanlığı yok etmek isteyen sistem artık son nefesinin çırpınışları içerisindedir. Bu yüzden, kırmızıyı görmüş boğalar gibi, kendine tehlike olarak gördüğü her şeye saldırmaktadır. Toplumda ne kadınlara ne de gençlere kendisinden başka bir çıkış yolu bırakmamak için en pervasız, en barbar haliyle saldırıya geçmektedir.

Özellikle böylesi kritik bir süreçte, Önder Apo toplumun ve kadının yeniden doğuşu için çabalarken bu tür olayların yaşanması tesadüf değildir. Her kirli oyun ve katliamda olduğu gibi, Gülistan Doku’dan Mereş ve Rıha olaylarına kadar her şeyin altında yine bu eril, kastik zihniyetin aklı vardır. Uçurumdan düşmek üzere olan ve bin yıllardır toplumun kanını emen “Leviathan” artık yok oluşun demlerini yaşamaktadır. Bu sonun daha erken ve köklü olmasının sırrı da Önder Apo’nun demokratik toplum paradigması ve kadına dayalı komün yaşamıdır.

FAİL İKTİDARIN KENDİSİDİR

Kendi sistemini ayakta tutabilmek ve toplumu giderek daha fazla yok oluşa çekmek için kullanılan yöntemlerin başında, gençleri uçuruma sürükleyen özel savaş yöntemleri gelmektedir. Günümüzde özel savaş politikaları her yönden; gençlere, kadınlara ve özellikle toplumsal değerlere saldırmaktadır. Bunun için de en çok basın-yayın organlarını devrede tutarak toplumu bu tür araçlarla yok etmek istemektedir. Bu yüzden toplumsal olarak yaşanan trajik ve korkunç olaylar, bir günde örtbas edilip gündemden çıkarılabiliyor. Ancak söz konusu olan; hiçbir değeri olmayan saçma sapan diziler, olaylar ya da uydurmalar olunca, bunlar haftalarca gündemde tutularak toplumun tüm algılarına yön verilmek isteniyor.

Her şey ve herkes bir yana, insan şunu sormadan edemiyor: Katledilen kadınlar, çocuklar ve gençler için hiç mi vicdanları sızlamıyor ya da insanlar gerçekleri göremeyecek kadar mı kör edildi? İşte Nerede toplum? Nerede kadınlara ve gençlere sahip çıkacak, tüm iradesiyle iktidarın önünde dimdik duracak güç? Türkiye toplumu öyle bir hal almış ki her şey normalleşmiş durumda. Cinayetin, tecavüzün, katilin ve suçlunun normalleştirildiği bir ülkede; sağlam kafa ile sağlam insan bulmak elbette zordur. Örneğin; psikolojik sorunlar, hastalıklar, bir gencin toplumundan uzak, apayrı bir dünyada yaşaması hiç normal şeyler değil, değil mi? Ama var olan gerçekliğe göre artık bunlar normal görülüyor. Bunu Türk medyasını takip ederek de çok rahat anlayabiliriz.

Bu yüzden suç yalnızca suçu işleyende değil; asıl büyük suç bu zihniyeti yaratanda, bu zihniyeti empoze edenlerde ve hiçbir şey olmamış gibi vicdanından utanmadan “halledeceğiz, aydınlatacağız” deyip kaçanlardadır.

TEK ÇIKIŞ YOLU ÖZ SAVUNMADIR  

Bu kirli zihniyeti anlatmaya örnekler vermeye kalksak günler yetmeyebilir. Artık olaylar ayda yılda bir değil, neredeyse her gün yaşanıyor. Altı yıldan sonra bugün aydınlanan Gülistan Doku olayı bunlardan sadece biridir. Peki, Rojin Kabaiş, Narin Güran ve dahası niceleri ne olacak? Bunlar karşısında daha çok örgütlenip mücadele mi edeceğiz, yoksa her gün yenilerini izlemeye devam mı edeceğiz?

Aslında, Gülistan Doku olayında da insanın kafasını meşgul eden birçok soru dönüyor. Altı yıl önce değil de neden şimdi? Acaba işler rayından çıkıp birilerine mi dokundu ya da hesaplar istedikleri gibi mi gitmedi? Her gün iktidar eliyle işlenen suçların haddi hesabı yok derken, işte tam da bundan bahsediliyor.

Yine bir kadın katliamı ve yine devletin halkın başına koyduğu sözde devlet adamları… Halk onlara nasıl güvensin, nasıl huzur ve adalet içinde yaşasın? Başlarında soyguncu, tecavüzcü kişiler at koşturuyor; tüm pis işlere bulaşıp halkın emeği, kanı ve canı üzerinden servetlerine servet katıyorlar.

Daha radikal bir mücadele olmadıkça bu tür katiller, en güzel canları almaya devam edecek. İktidar kanadı, bu olay hakkında çok fazla konuşmayı tercih etmiyor; çünkü borçlu çıkacağını iyi biliyor. Ne diyecekler ki? Herhalde “Evet biz suçluyuz, bizim adamımız bu cinayeti işlemiş” demeyecekler. Yine başvurdukları yöntemler; özel savaş oyunları ve algı operasyonları olacak.

Herkesin bildiği ama belki de herkesin cesaret edip söyleyemediği bu kastik yapılanmalar, her zamankinden daha fazla hareket halindeler. Bunu artık Türkiye halkı da görüyor ve biliyor; ancak daha cesur adımlar atılmalı. Nasıl ki haksıza “haksız” deniliyorsa, katile de “katil” denilmeli.

Türkiye’de yaşanan hiçbir kadının ölümü rastgele değildir. Küçücük Narin’e bile onca şey yapılıp arkasından onca kirli iş çıkmışsa, diğerlerini düşünmeye bile gerek yok. İşte bu yüzden bunların hepsi, iktidarın eli ve zihniyetiyle işlenen cinayetlerdir. Bu cinayetler karşısında zaman, kadının daha çok örgütlendiği ve bilinçlendiği bir zaman olmalıdır. Öz savunmanın ne kadar hayati, bir kadın için ne kadar vazgeçilmez; adeta ekmek ve su kadar önemli olduğunu tekrar anlamış olduk.

Öz savunmasız ve örgütsüz her kadın, her türlü saldırıya açıktır. Ama öz savunma temelinde kendini örgütleyen kadınlar, en müthiş güçtür ve yenilmezdir.

GENÇLERİN GELECEĞİ KARANLIK

İktidar sahipleri ve özel savaş dairelerinin eli kanlı elemanları koltuklarını sağlamlaştırma derdindeyken Türkiye, ahlaki boyutta büyük bir çöküntü yaşamaktadır. Peki, bu kimin umurunda? Bakanlar koltuklarına daha sıkı tutunmaya çalışıyor. Etraflarında onlarca korumayla dolaşırken, çocukları korumak için tek bir şey yapmıyorlar. Zaten kadınların bir değeri olmadığı gibi, gençlerin ve çocukların da pek bir değeri yok. Onların zihniyeti ancak olayları örtbas etmeye yarar. Riha ve Mereş olaylarından bu yana yetkililer, konuşmaktan başka hiçbir şey yapmadı.

Gençler okullara saldıracak gücü nereden alabiliyor? Eğer Türk devleti bu tür olayların önünü gerçekten almak istiyorsa, ilk işi gençleri ve çocukları mafyaya, katillere özendirecek dizileri yayınlamamak olmalıdır. Bu diziler, gençleri gerçek dünyadan koparıp bambaşka hayallere kaptırıyor. Bu yüzden okul olaylarında da fail yine özel savaş zihniyetidir.

“Halef” dizisinde elinde silah olan psikopat ama “okumuş” bir model; bir başka dizide, “Uzak Şehir”de mafya tipi, eli silahlı bir karakter ve diğer dizilerde sunulan toz pembe bir yaşam… Hepsinin senaryosunda, gerçeklerden uzak ve mafyayı özendiren hikayeler var. Bu trajik durum, Türkiye’de yaşayan gençlerin ve iktidarın gerçekliğini en yalın şekilde ortaya koyuyor.

Şimdi de utanmadan, çocukları tehlikelerden nasıl uzaklaştırabiliriz diye her kanalda konuşuyorlar. Esas çözüm; çocukları ve gençleri kendi kirli zihniyetlerinden uzak tutmalarıdır.

DERMAN DEMOKRATİK TOPLUMUN İNŞASINDA

Tüm karanlıklara inat; topluma, kadına ve gençlere sürekli ışık tutan bir güç var ki insanlık bununla ayakta durabiliyor. Tüm insanlığa umut olan bir paradigma var ki toplum, bununla ahlaki ve politik bir topluma dönüşebilir. Milliyetçiliğin, dinciliğin ve liberalizmin dayatıldığı bir toplumda ahlaki çöküntü kaçınılmazdır ve şu an bu toplum köklerinden sarsılmaktadır.

Bu yüzden toplumsal kökleri daha da sağlamlaştırmak ve değerleri korumak için Önder Apo’nun demokratik toplum modeline inanmalı ve bunun için mücadele etmeliyiz. Sadece Kürtlerin değil, Türk halkının ve tüm halkların kurtuluş yolu demokratik modernitedir.

Yaşamın ve zihinlerin bir bütün olarak karanlıkta boğulmaması için; kadınların “Xwebun” olabilmeleri ve yaşayabilmeleri, çocukların daha güvenli, gençlerin ise daha umutlu olması için demokratik toplumu inşa görevini herkes üstlenmelidir. Önder Apo, tüm ömrünü kesintisiz bir biçimde kadının özüne dönmesine ve toplumun ahlaki temelde yaşamasına adadı.

Eğer bugün ümit veren toplumlar ve kadınlar varsa, bu, Önder Apo’nun yarattığı umut ışığı sayesindedir.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp