Önder Apo, sosyalizmin sorunlarına dair yaptığı bir çözümlemede, sosyalizmin sorunlarından bahsederken yeni bir sosyalist anlayışın olması gerektiğini ısrarla belirtir. Bu değerlendirmeyi yaptığında ise reel sosyalizmin yıkımı yeni yaşanmıştı.
Sosyalizmin sorunlarına dair “Önemli olan, sosyalizmin sorunlarını güncelliği içinde doğru yakalamaktır. Bunları ana hatlarıyla sosyalizm ve devlet, sosyalizm ve kalkınma, sosyalizm ve moral, sosyalizm ve ulusal sorun, sosyalizm ve kültür, sosyalizm ve ekonomi, sosyalizm ve reel sosyalizm, sosyalizm ve ütopya, sosyalizm ve bilim, sosyalizm ve din, sosyalizm ve aile, sosyalizm ve kadın, sosyalizm ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, sosyalizm ve demokrasi, sosyalizm ve parti ilişkileri diye sıralamak mümkündür. Bütün bunlar yeniden tartışılmak durumundadır.
Yani sosyalist ideolojinin kendini yeniden kavramsallaştırması, giderek bu kavramlar açıklığa kavuştuktan sonra programsallaştırması, programsallaştırdıktan sonra yeniden örgütlemesi ve eyleme geçirmesi gerekmektedir. Kaçınılmaz olarak gelişme böyle dönemlerle olacaktır.
Şimdilik belki fazla iddialı bir durum yok ve bazı sığ, yüzeysel tartışmalar var; ama giderek, tıpkı Birinci Enternasyonal’de, ikincisinde, üçüncüsünde olduğu gibi dördüncüsü de beşincisi de gelişebilir” derken aslında bugün söylediği pozitif devrim ve yeni bir enternasyonel açıklamalarının birden ortaya çıkmadığını da görmüş oluruz.
Bugün gelinen noktada ise Önder Apo, sosyalizmin artık eski ve tutucu yöntemlerle ilerleyemeceğini, sosyalist ideolojinin yenilenmesiyle yeniden devrim umudunun halklar açısından ortaya çıkabileceğini ve devrimin hayal olmayacağını göstermiş oldu. Ondandır ki pozitif devrim çağı, sosyalizmin yeniden halkların gündemine girme, yeniden umut olma ve halkların alternatifsiz olmadıklarını bilme çağıdır.
POZİTİF DEVRİM, DEVRİMCİ MÜCADELENİN YÖNTEMİDİR
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nde gerçekleşen her şey, söylenen her söz birbirinin devamı, eksikliklerinin giderilerek yenilenmesidir. Bundan dolayı da pozitif devrim kavramı tek başına ele alınmamalı, tek başına yorumlanmamalıdır. Her tanım, her kavram, Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Önder Apo’nun ideolojik dünyasında birbirlerini bağlayıcı, geliştirici, eksikliklerini giderici bir yerde durur. Yöntemin adı pozitif devrim, yönetimin yürüme hali ise demokratik entegrasyon, müzakereci demokrasi ve komünlerdir.
Yöntemin adı pozitif devrimdir dedik. Peki bu devrimsel sürecin işleyişi nasıl olacak?
Reel sosyalist anlayışın birçok eksik ve hatalı yanını barındıran hareketlerden vazgeçmek gerekecektir. Özellikle Kürt siyasal hareketinde var olan reel sosyalist yönetim biçimlerinin terk edilmesi; birilerinin karar verdiği ve halkın onu uyguladığı bir yöntemin yerine, halkla birlikte kararların verildiği ve uygulandığı bir sistemin tamamen oluşturulması ve sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Reel sosyalist örgütlenme modelinin en büyük eksikliklerinden olan kendine dair bir kast sistemi oluşturma mantığından uzaklaşılırsa örgütlenmenin yolu da açılacaktır.
Bir dönemin popüler bir sorusu vardı; bir burjuva ‘Benim oyum ile çobanın oyu bir mi?’ diye soruyordu. Pozitif devrim sürecinin en büyük kazanımlarından biri de bu soruya doğru cevap vermekten geçer. Evet, herkesin oyu birdir. Herkes eşit, herkes aynı derecede önemli, herkes aynı derecede değerlidir.
Herkesin eşit olmasının en önemli yolu ise yatay bir örgütlenme modeli olan meclisler ve komünler örgütlenmesinin doğru bir politik program ve hat üzerinden inşa edilmesinden geçer. Pozitif devrimin en büyük kazanımı, halklar arası eşitsizlik ve ast-üst yaklaşımlarının ortadan kaldırılması olacaktır.
POZİTİF DEVRİM KASTLAR SİSTEMİNİ YOK EDECEKTİR
Kastlar sisteminin yok edilmesinin ilk adımı ise Önder Apo’nun “demokratik entegrasyon” olarak tanımladığı süreç olacaktır. Faşist ve sömürgeci yaklaşımlar içinde olan “muhaliflerin” tutumlarından kaynaklı olarak birbirinden ayrılan ve birbirine düşman olarak bakan halklar arasındaki uçurumu yıkmak, halkların birbirini tanıması ve birbirine doğru şekilde yaklaşmasıyla mümkündür. Demokratik entegrasyon, işte bu ortaklaşmanın önünü açacak ilk adım olarak karşımızda durur.
Halkların önündeki engelleri aşmak ise mücadeleyi yürütenlerin görevi olarak karşımızda duruyor. Halkların ortaklaşmasını engelleyen bütün yaklaşımları yok etmek, onları teşhir etmek ve halklar nezdinde mahkum etmenin mücadelesini vermek öncü kadroların işidir. O yolu açtıktan sonra halklar kendi doğru yollarını bulacak güce, dirayete ve öngörüye sahiptir.
Faşizmin bütün saldırılarına karşı halklar arasındaki uçurumu yok edecek olan demokratik entegrasyon koşullarını yaratmak, devrimin yeni dönemindeki en önemli kazanımlardan biri olacaktır; çünkü aralarındaki uçurumların yok olması ve halkların buluşması, faşizmin propaganda ve saldırılarının boşa düşmesi demektir.
Demokratik engtegrasyon sürecinin başarısı ise müzakereci demokrasinin gelişmesini beraberinde getirecektir. Birbirlerini tanıyan ve birbirlerini anlamaya başlayan halklar için yeni adım, sorunlarını ortaklaşarak konuşmak ve ortaklaşarak çözümler üretmeye çalışmak olacaktır. Ortaklaşmanın ilk adımı ise müzakereci demokrasi sistemini geliştirmek ve oturtmaktan geçer.
Her kesimin söz kurabildiği, yetki ve karar aşamalarında halkların tam anlamıyla yer alabildiği bir sistem olan müzakereci demokrasi, zoru hiç bitmeyecek bir güç olarak elinde tutan faşizme ve sadece zor ile yaşamaya çalışan sekter yaklaşımlara da bir cevap olacaktır. Bugüne kadar ısrarla birbirinden ayrılan, uzaklaştırılan ve diyalog kurmaları engellenen halklar arasındaki diyalog, uzlaşı kültürünün de gelişmesini sağlayacak; bu uzlaşı kültürü ise örgütlenmenin yolunu açacaktır.
Ortaklaşmanın ilk adımı, sorunları görmek, konuşmak ve çözüm yolları için bir araya gelmektir. Bunun içinde her kesimin oturup konuşması, aklındaki soruları sorması ve cevap alması gerekir. Kapitalist modernitenin bireyciliğinden uzaklaşan kişi toplumsallaşacaktır. Toplumsallaşmanın ilk adımı ise birbirini tanımak, anlamak ve empati kurmaktan geçer.
Burada bir kesimin diğer kesime güç gösterisi yapması veya baskı kurması mümkün değildir. Baskının olduğu her toplum totaliter bir yapıya sahiptir. Buna reel sosyalist pratikler de dahildir. Reel sosyalizm her ne kadar kapitalizme alternatif olarak doğmuş olsa da ilk andan itibaren kendisini kapitalizmden sonraki sistem olarak konumlandırmış, insanlığın ilk dönemlerindeki ortaklaşmayı görmemiş, onu “ilkel” olarak tanımlayarak dışlamış ve sonuçta kapitalist modernitenin kötü, vasat bir kopyasına dönüşmüştür.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, doğru çıkışlar ve doğru bir program gelişmediği sürece bu sistemler çözülecektir.
POZİTİF DEVRİMİN KAZANIMININ EN TEMEL AYAĞI KOMÜN SİSTEMİDİR
Müzakereci demokrasi sistemi ile ortaklaşmayı ve yan yana gelmeyi öğrenen toplumların bir sonraki adımı ise örgütlenmektir. Bu örgütlenme modelinin adı da komündür. Komün sistemi, ilk insandan beri var olan, denenen ve doğruluğu dünya tarihi boyunca birçok kez kanıtlanan bir örgütlenme modeli olarak karşımızda durur.
Komünlerde örgütlenen toplum, artık politikleşen; kapitalist modernitenin kendisine biçtiği “karar veremeyen, birileri tarafından yönetilmek zorunda olan” karakterden çıkan bir hale gelecektir. Bir yerde devlet olması, bir yöneticiler sınıfının bulunması komüne engel değildir. Komün, toplumları örgütler; onları yöneticiler sınıfının kibre düşmesine veya hata yapmasına karşı korur ve doğru olanı ortaya çıkarmayı sağlar.
Bu da demokratik entegrasyon süreci ile birbirini tanıyan, müzakereci demokrasi sistemi ile yan yana gelebilen, ortaklaşan ve konuşabilen toplumların yarattığı bir örgütlenmedir.
Pozitif devrim süreci, işte tam da bunların birlikteliğinden ortaya çıkar. Bugüne kadar var olan devletçi sosyalizm anlayışının tersine, halkların sosyalizmini ortaya çıkartır. İktidarı devirmeyi ya da devleti ele geçirmeyi bir kazanım olarak görmez; onun yerine halkların yaşamını değiştirmeyi, iktidarın ve devletin kendi çıkarları için yaratmaya çalıştığı baskı rejimine karşı halkları korumayı tercih eder.
Önder Apo’nun yaratmış olduğu yeni ideolojik sistemde olması gereken, halkların ortaklaşıp var olan kapitalist modernitenin saldırılarına ve endüstriyalizmin yıkımlarına karşı kendilerini örgütleyip kendi sözlerini söylemeleridir.
Önder Apo, sosyalizmi tanımlarken şöyle der:
“Sosyalizm mücadelesi aynı zamanda emperyalist dönemdeki büyük hayvanlaşmaya karşı mücadeledir. Hangi canavar kendi neslinden bu kadar insanı öldürmüştür? Bu en büyük canavar! Bunun başka hiç izah edilecek bir yanı yoktur. Bu en tehlikeli hayvanlaşmadır. Eğer sosyal ve sosyalist mücadeleyi geliştirmek istiyorsak, bu tür bireyciliğe, bu tür canavarlaşmaya karşı mücadeleyi kesin vereceğiz.”
Sosyalizm mücadelesi, gündelik hayatın örgütlendiği; bireyciliği savunan kapitalist sisteme karşı toplumu savunan, toplumu güçlendirmeyi ve örgütlemeyi, mücadeleye katılmasını sağlamaya çalışan bir sistemdir.
Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda ise pozitif devrim sürecinin çerçevesini çizerken şunları söyler:
“Ulus-devlet sosyalizmi yerine demokratik toplum sosyalizmine geçiş yapıyoruz. Bu bir program: Demokratik Toplum Sosyalizmi programı. Peki, bunun stratejisi ve temel taktiği ne olacak? Açık ki ulusal kurtuluş savaşı ile olmayacak. Onun yerine koyacağımız bu yeni program, Demokratik Toplum ve Demokratik Sosyalizm programıdır. Ulusal kurtuluş savaş stratejisini bıraktık. Onun yerine Demokratik Siyaset Stratejisi’ni koyacağız. Demokratik siyaset bir stratejidir, olmazsa olmazdır. Demokratik toplumun, demokratik siyaset stratejisi ile bağlantısı olacak. Ister anayasa, ister yasalarda, nerelerde ne gerekiyorsa ifade kazandırılacak. Taktik, strateji ile çok bağlantılıdır. Bu stratejinin bir de taktiği olacak.
Hangi araçlarla gerçekleşecek?
Onu gerçekleştirecek olan hukuktur. Strateji demokratik siyaset ise onun taktiği de hukuk oluyor. Bu şu anlama geliyor: PKK mirasından geriye kalan ne varsa, bu yeni demokratik siyaset stratejisi altında hukuki nitelik kazanacak. Devletlerle yürütülecek müzakere sonucunda anti demokratik yasalar kalkacak, hukuki reformlar gerçekleşecek. Yıllara yayılmadan, makul bir süre içinde gerçekleşmelidir. Yukarıda çerçevesini belirlediğimiz hukuki reformlar gerçekleştirilmezse, o zaman çatışmalı ortam ister istemez kaldığı yerden devam edecek.”
BİTTİ.
Source: ANF News