‘Pratik adımlar daha fazla geciktirilmemeli’

‘pratik-adimlar-daha-fazla-geciktirilmemeli’

DEM Parti Milletvekili Zülküf Uçar, Ortadoğu’daki savaş ve kaotik süreci ve Kürt meselesindeki çözüm arayışlarını değerlendirerek, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği “Demokratik Toplum ve Barış” vizyonunun başarıyla sonuçlanması için devletin acilen yasal düzenlemeler yapması ve şeffaf bir tutum sergilemesi gerektiğini vurguladı.

Uçar şunları belirtti: “Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın sürece dair son vurguları, sürecin dar yorumlanmaması gerektiğine ilişkindi. Kendisi için süreç hem tarihsel hem güncel anlamda kritik kırılmalara ve siyasi altüst oluşlara karşı yeni bir alternatiftir. Bu alternatif Türkiye’de PKK ile devlet arasında somutlaşmakla birlikte yalnızca burayla sınırlı değildir. Sayın Öcalan özellikle İran üzerinden yürütülen hegemonya savaşlarına karşı tüm devletleri uyarıyor. Ortadoğu’da çatışan üç siyasal tahayyül ve çizgi olduğunu belirten Sayın Öcalan, demokratik çözümü geliştirmeye çalışıyor. Hem hegemonik devletlerin hem de bölgedeki ulus-devletlerin kendi hâkimiyet hesapları var. Ancak bu hesaplar soğuk savaş döneminde olduğu kadar tutarlı ve uyumlu değildir. Her an yeni savaşlar ve çatışmalar yaratma kapasitesine sahiptir. Suriye, Irak ve İran sahalarında gerçekleşen hegemonik arayışlar, savaş ve katliamların Ortadoğu’nun yeni gerçekliği olarak inşa edilmek istendiğini kanıtlıyor.

‘BU SÜRECİN DEVLETE YÜKLEDİĞİ SORUMLULUKLAR ERTELENEMEZ’

Bu kaotik siyasal durumdan, Sayın Öcalan demokratik cumhuriyet ile çıkış yapılabileceğini son derece güçlü analizlerle ortaya koymuş ve istikrarlı bir şekilde savunmaktadır. Ancak bunun devlete yüklediği bazı sorumluluklar vardır. Son mesajlarından Sayın Öcalan’ın, süreci başarıya ulaştırmak için oldukça kararlı olduğunu anlıyoruz. Her tıkanmada devletin önüne yeni bir yol ve yöntem koyduğunu ve aslında devleti de çözüme sürüklediği ifade edebiliriz. Devlet ve PKK ekseninde yürüyen süreç öncelikle demokratik cumhuriyetin geliştirilmesini hedefler. Bununla birlikte Sayın Öcalan’ın çözüm perspektifi çok daha geniş bir öngörüye sahiptir. Mezopotamya ve Anadolu eksenli çözüm derken tam da bu vizyonu ortaya koymaktadır. Çünkü Sayın Öcalan için asıl çözüm toplumu demokratikleştirmek ve bu sayede özgürlük iradesi kazandırmaktır.

Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği çözüm perspektifinin iki yönlü büyük sonuçlar yaratma potansiyeli olduğuna dikkat çeken Uçar, şunları belirtti: “Bir yandan devleti demokrasiye zorlayarak ‘Demokratik Cumhuriyeti’ inşa etmek; diğer yandan ‘Demokratik Toplumu’ geliştirerek siyasal çözümün asli temeli olarak toplumsal zemini güçlendirmek. Anadolu ve Mezopotamya göndermesi tam da demokratik toplumu yaygınlaştırmak ve bu coğrafyanın başlıca çözüm yöntemi olarak işlevsel hale getirmek amacını ortaya koyar. Özetle vurgulamak gerekirse; Sayın Öcalan’ın açıklamalarından anladığımız kadarıyla bu sürecin başarıya ulaşması, tüm taraflar açısından bir zorunluluktur. Çünkü Ortadoğu tarihinde ender görülen çok yönlü hesapların, hem devletler hem de toplumlar üzerinde büyük bir baskısı ve basıncı var. Bu basıncın bir patlamaya dönüşmeden bertaraf edilebilmesinin yegâne yolu Sayın Öcalan için barış ve demokrasidir.”

‘DEVLETİN TUTUMUNU ŞEFFAFLAŞTIRMASI SÜREÇ AÇISINDAN ÖNEMLİDİR’

“Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin geldiği aşamayı da değerlendiren Uçar, şöyle devam etti: “27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum çağrısına geri dönerek bakarsak sürecin nerede olduğunu anlayabiliriz. O gün Sayın Öcalan, günümüze kadar hiç sapma yaşamayan bir çözüm perspektifi ortaya koymuştu. Bu perspektif PKK’nin feshi ve yasal adımlar atması şeklindeki iki sütun üzerinden yükseliyordu. Hem Sayın Öcalan hem PKK, üzerine düşen tüm sorumluluğun gereklerini yerine getirmiştir. Başlangıçta belirlenen çözüm vizyonunun gerektirdiği etik ve politik bütün süreçler işletilmiş haldedir. Çağrıda Sayın Öcalan’ın çözüm zemini olarak çizdiği çerçeve başlıca eksiktir. Bu, ‘siyasi ve hukuki çerçeve’ olarak belirlenmişti. Devletin sorumluluk alanı da bu çerçevedir. Ancak günümüze kadar devletin bu alanda henüz bir adım atmadığını söyleyebiliriz. Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu irade ve çözüm gücü, muhataplarınca da aynı düzeyde karşılanmış olsaydı, süreç çok uzun zaman önce başarıya ulaşmış olurdu. Ama daha önce de söylediğimiz gibi Sayın Öcalan hem kendi çözüm yöntemini uygulamak için PKK ile birlikte sorumluluklarını yerine getiriyor; hem de devleti sorumluluklarını yerine getirmek için sürekli zorlamak durumunda kalıyor. Yani aslında sürecin şu ana kadar ulaşmasında neredeyse tüm çaba Sayın Öcalan’a aittir. Yasal düzenlemelerin yapılmasıyla süreç bir üst aşamaya taşınacaktır. Bu yüzden sürecin hangi aşamada olduğunu belirlemek için devletin tutumunu şeffaf hale getirmesi en önemli ölçüttür. Ancak üzerinde ısrarla durmamız gereken bir husus var. Sayın Öcalan bu süreci sadece devletle bir müzakere olarak kurgulamadı. Belki de en az bunun kadar önemli olan bir başka olanak var; süreç başladığından beri Kürt halkı, fiili halde kalsa dahi önemli bir örgütlenme imkânına kavuştu. Demokratik toplumun geliştirilmesinde çok güçlü olanaklar açıldı. Yine Kürt halkı ulusal birlik çalışmalarında çok önemli eşikler atladı. Sayın Öcalan’ın başlattığı bu süreç şu ana kadar Kürt halkı açısından dilsel, kültürel ve örgütsel olanaklar yarattı. Süreç bu anlamda güçlü bir potansiyel taşıyor. Yasal düzenlemelerin atılmasıyla birlikte bu potansiyel çok daha tarihî sonuçlar yaratacaktır.”

PRATİK ADIMLAR GECİKTİRİLMEMELİDİR

Sürecin daha sağlıklı ilerlemesi için acil adımların atılmasına ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Uçar, “Süreçte, gelinen aşama itibarıyla tüm tarafların ve toplumun ortak beklentisi devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesidir. Bu sorumluluğun hukuki düzenlemelerle somutlaşacağı biliniyor. Özellikle inkârcı ve asimilasyoncu anlayışlar terk edilmek zorundadır. Öncelikle Kürt halkı hukuk alanına dahil edilerek varoluşsal hakları teslim edilmelidir. Yine PKK’lilerin demokratik siyasete girerek özgürce siyaset yapmalarının önü açılmalıdır. Aynı zamanda son 50 yıllık savaşta en önemli sorunlardan biri olan diasporadakiler ve zindanlardaki tutsakların bu hukuki çerçeveye dahil olması şarttır. Sayın Öcalan sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri, ‘demokratik entegrasyon ve barış yasası’ ile tarif ediyor. Hem Kürt halkının hukuki statüsü, hem PKK’lilerin demokratik siyaset yapma olanakları, hem de tüm tutsakların özgür kalması ve sürgünlerin geri dönmesi bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bu üç başlık birbiriyle iç içe olan en acil konular halindedir” şeklinde konuştu.

‘DEVLET, ABDULLAH ÖCALAN’IN BAŞ MÜZAKERECİ OLDUĞUNU KABUL ETMELİ’

Uçar, Önder Apo’nun hem fiziki özgürlüğü hem de İmralı’daki statüsünün resmi olarak belirlenmesinin sürecin daha hızlı ve sağlıklı sonuçlanması açısından önemine değinerek, “Başta şunu söylemek gerekir: Sayın Öcalan geliştirdiği fikirlerle toplumsal ve siyasal denklemleri baştan inşa edebilecek ve tüm siyasi vizyonlara etki edebilecek bir noktadadır. Toplumla doğrudan iletişim kurabileceği şartlar sağlandığında, yüz yıldır Kürt halkı ve Türk halkı arasında örülmek istenen düşmanlık duvarlarını yerle bir edebilir. Kendisinin tarih ve sosyolojiye eşzamanlı başvurduğu ‘tarihsel sosyoloji’ yöntemi, toplumu en gerçekçi şekilde tanımasına yol açıyor. Sayın Öcalan’ın topluma anlatabileceği çok güçlü bir projesi var. Fiziki özgürlüğü ve özgür iletişim olanakları en çok bu sebeple gereklidir. Tüm özgürleşme tasavvurlarının iktidar eksenli geliştiği, nihayetinde tamamının baskı ve sömürü mekanizmalarına dönüştüğü mevcut sosyo-politik yapıda Sayın Öcalan, topluma özgürlüğün perspektifini sunuyor. Yıllardır topluma özgürlük iradesinin yeniden kazandırılmasının yollarını arıyor. Bu yalnızca sürecin sağlıklı yürümesi için değil, Ortadoğu toplumlarının devasa özgürlük sorunlarının çözülmesi için de önemli olanaklar yaratacaktır. Elbette sürecin sağlıklı yürümesi için de bu, bir an önce atılması gereken en acil adımlardan biridir. Çünkü sürecin bu noktadan sonra sağlıklı bir şekilde yürümesi için ‘demokratik müzakere’ şartlarının sağlanması gerekir. Demokratik müzakere, her iki tarafın eşit derecede konuşabilme ve çözüm yöntemlerini savunabilme imkânlarını zorunlu kılar. Oysa mevcut şartlarda, halen Sayın Öcalan için bu olanaklar yaratılabilmiş değildir. Demokratik müzakerenin sağlıklı yürüyebilmesi için statü sorununun da artık açıklığa kavuşması gerekir. Devletin Sayın Öcalan’ın baş müzakereci olduğunu kabul etmesi ve bunu bütün topluma ilan etmesi gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp