Sermayeye 2047 yılına kadar muafiyet kalkanı, halka sıkılaşma ve bütçe kısıtlaması

sermayeye-2047-yilina-kadar-muafiyet-kalkani,-halka-sikilasma-ve-butce-kisitlamasi

Meclis Genel Kurulu, geniş halk kitlelerine kamuda tasarruf paketleri, lojman, kreş ve servis tırpanlamaları gibi bütçe kısıtlamaları dayatılırken sermaye kesimine milyarlarca liralık ayrıcalıklar sunan 15 maddelik “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” üzerindeki görüşmelerini sürdürüyor. Çalışma Ekonomisti Özgür Müftüoğlu, Meclis gündeminde öne çıkan ve yurt dışı varlıkların vergi incelemesi olmaksızın getirilmesini öngören yeni “Varlık Barışı” paketi ile İstanbul Finans Merkezi’ndeki (İFM) şirketlere yönelik kurumlar vergisi indiriminin 2047 yılına kadar uzatılmasını içeren düzenlemeyi değerlendirdi.

İktidarın yirmi üç yıllık döneminde sermaye ile hiçbir zaman husumeti olmadığını vurgulayan Müftüoğlu, transit ticarete getirilen yüzde 100 vergi istisnası, yurt dışı kazançlara tanınan 20 yıllık gelir vergisi muafiyeti, nitelikli personele yönelik brüt asgari ücretin 3 katına kadar vergi muafiyeti ve amme alacaklarının tecil süresinin 72 aya çıkarılması gibi adımlarla bütçede oluşacak devasa kayıpların faturasının doğrudan halka, bordrolu çalışana ve küçük esnafa kesileceğinin altını çizdi. Müftüoğlu’nun altını çizdiği önemli bir nokta da son zamanlarda “kara para aklama” operasyonlarının çok sık gündeme geldiği fakat bu tasarıyla dışarıdan getirilen paranın kaynağının sorulmamasının zaten buna yasal zemin hazırladığı oldu.

“AKP İKTİDARININ 23 YILLIK DÖNEMİNDE SERMAYEYLE HİÇBİR ZAMAN HUSUMETİ OLMADI”

Adına “Varlık Barışı” denilen düzenlemenin kavramsal çelişkisine dikkat çeken Çalışma Ekonomisti Özgür Müftüoğlu, barışın ancak husumetli taraflar arasında yapılabileceğini belirterek, iktidarın 23 yıllık döneminde sermaye ile hiçbir zaman husumet yaşamadığını dile getirdi: “Varlık Barışı deniyor ama barış husumetli olanlar arasında olur. Ortada bir husumet varsa orada barış yapılır. Ama AKP iktidarının 23 yıllık döneminde sermayeyle hiçbir zaman husumeti oldu. Zaten ne istedilerse verdi. Dolayısıyla eğer hakikaten AKP iktidarı toplumsal sınıflar içerisinde bir barış yapacaksa, kendisinin tarafındaki sınıfla karşı tarafı temsil eden sınıfı, yani emekçi, yoksul ve mülksüz halkı barıştırması lazım. İşin aslı, bunun adına böyle barış denmesi bile çok ironik bir şey. Çünkü hiçbir zaman husumet olmadı ki zaten bütün düzenlemeler, bütün avantajlar sermayenin lehine yapılıyordu.”

“TÜRKİYE’Yİ YATIRIM CENNETİNE DÖNÜŞTÜRME POLİTİKALARI”

Ekonomik sıkışmışlığın ve dış borç yükünün iktidarı yeniden sermaye odaklı politikalara mecbur bıraktığını ifade eden Müftüoğlu hem iç hem de dış dinamiklerin Türkiye’ye yatırım gelmesini zorlaştırdığını söyledi: “Giderek ekonomi çok sıkıştı ve dış borçlar çok arttı. Bunun döndürülmesi son derece zor hale gelmeye başladı. Çeşitli nedenlerle hem içten hem de dıştan kaynaklanan etkenler var. Örneğin içeride, 19 Mart meselesi gibi ya da önümüzdeki süreçte muhtemelen CHP’ye yönelecek bir operasyon sonrasındaki gibi antidemokratik düzenlemelerin yarattığı nedenler söz konusu. Öbür taraftan dışarıda ise İran Savaşı, Türkiye’nin NATO’da daha çok rol almak istemesi, silahlanma harcamalarını artırması ve aslında sıcak savaşa daha yakın bir konumda bulunması gibi nedenler dolayısıyla Türkiye’ye yatırım gelmesinde bir sorun yaşanıyor. Bunu aşmak için de AKP iktidarının ta başından beri benimsediği anlayış olan Türkiye’yi yatırım cennetine dönüştürmek politikalarını yine, bir kez daha uygulamaya koydular. Burada zaten sürekli olarak uyguladıkları emeği ucuzlatmak ve doğayı sermayenin talanına açmak politikaları vardı, vergi istisnaları da bunun içerisindeydi. Şimdi bunun aslında yeni bir boyutunu görüyoruz. Var olan, özellikle vergi sistemindeki eşitsizlikleri daha da derinleştirecek bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.”

“TOPLUMUN SIRTINA YÜKLENMİŞ OLAN BİR GELİR POLİTİKASI İZLENİYOR”

Siyasi iktidarın bütçe gelirlerini halkın üzerine yıktığını vurgulayan Özgür Müftüoğlu, bir taraftan topluma yüklenilirken diğer taraftan sermayeye yeni ayrıcalıklar tanındığını aktardı: “Şu anda vergi gelirlerinin çok büyük bir kısmı dolaylı vergiler üzerinden sağlanıyor. Bir de son zamanlardaki trafik cezaları vesaire gibi uygulamalar var, yani tamamen toplumun sırtına yüklenmiş olan bir gelir politikası izliyor siyasi iktidar. Bunun karşılığı olarak da köprüler, şehir hastaneleri gibi projelerle sermayeye kaynak aktarıp vergi istisnaları sağlıyor, zaten bunları yapıyordu. Şimdi bunlara yeni bir boyut ekleme düşüncesindeler. Burada özellikle dış ticaret üzerinden kurumlar vergisini daha da aşağıya çekmek istiyorlar ki bunlar zaten sermayeden alınan vergilerdir. İşte yurt dışından gelen gelirlere de muafiyetler veriyorlar.”

“MEVCUT BURJUVA YASALARINI BİLE BYPASS EDEN BİR DURUM YARATIYOR”

Yapılmak istenen yasal düzenlemeyle sermayeye 20 yıllık bir güvence verildiğini belirten Müftüoğlu, bu adımın ekonomik istikrarsızlık algısını kırmak için atıldığını vurguladı: “Fakat burada ilk göze çarpan şey, bu süreci bir de 20 yıllık bir süreye bağlıyor olmaları. Aslında Türkiye ekonomisinin, sermaye açısından en büyük istikrarsızlığı hem siyasi hem de ekonomik alanda büyük ölçüde hissediliyor. Dolayısıyla zannediyorum bunu ortadan kaldırmak için, sermaye kesimine 20 yılı garanti altına alacak güvenceler verme yoluna gitmişler. Burada bir taraftan bu vergi istisnalarıyla süreci götürüyorlar, öbür taraftan da yurt dışından getirilecek olan para, altın ve menkul kıymetler gibi varlıkların son derece düşük vergilerle Türkiye’ye getirilmesini sağlıyorlar. Yani ‘getirin de nasıl getirirseniz getirin’ deniyor.”

Özgür Müftüoğlu, kaynağı sorulmayan varlıkların sisteme dahil edilmesinin mevcut hukuk kurallarını ve yasal sınırları dahi çiğnediğinin altını çizdi: “Burada şöyle bir durum da ortaya çıkıyor, kendi içerisinde yine burjuva hukukunun oluşturduğu bir çerçeve var ve bunun içerisinde yapılabilirler ile yapılamazlar belirlenmiş durumda, yasal olmayanlar yasa dışı diye kabul ediliyor. En son yapıldığı gibi kara para aklama operasyonlarıyla yasa dışına alınmış bir kesim vardı. Şimdi getirilen süreç, bunun önünü açan ve bunu yasal hale getiren bir durumdur aslında. Çünkü dışarıdan getirdiğiniz zaman, siz sormadığınızda ve bunları muaf tuttuğunuzda, kaynağının nereden geldiğinin sorulmayacağı söyleniyor. E şimdi bunlar olduğu zaman o zaman ne getirirsen getir, bir yasal sınırlamayla karşı karşıya kalmıyor bunu getirenler. Dolayısıyla da sıkışmış olan dış borçları, faiz ödemelerini karşılamak ve ikame etmek adına, tam anlamıyla yasaları bypass eden, mevcut burjuva yasalarını bile bypass eden bir düzenlemeyi aynı zamanda getirmiş oluyorlar.”

“HALK ZATEN KARNINI DOYURAMIYOR, SAĞLIKLI GIDA VE BARINMA İHTİYACINI KARŞILAYAMIYOR”

Söz konusu düzenlemelerin ağır toplumsal ve sınıfsal sonuçları olacağına işaret eden Müftüoğlu, vergi kayıplarının doğrudan halktan, çiftçiden ve çalışandan çıkarılacağını vurguladı: “Dolayısıyla ‘bunun sonucunda ne olur’ diye baktığımız zaman buradaki vergi gelirlerinden olacak kayıplar gene halktan, ücretler üzerinden, dar gelirlilerin üzerinden, küçük esnafın, küçük üreticinin ve çiftçinin üzerinden daha fazla vergi yüküyle karşılanacaktır. Zaten trafik cezaları almış başını gitmiş durumda, 1 yıllık hedefi gelene gidene ceza yazarak 3-4 ayda doğrudan karşılamışlar. Bunlar daha da artacak, çeşitli gerekçeler bularak cezalar ve ek vergiler toplumun üzerine gelecek.”

Özgür Müftüoğlu, Türkiye’de çalışan geniş kitlelerin halihazırda temel hayati ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandığına dikkat çekti: “Zaten bugün baktığınız zaman Türkiye’de gerçekten her şey bir tarafa, beslenme, gıda ve barınma ihtiyacını bile karşılamaktan yoksun milyonlarca insan var ve bunlar çalışan insanlar. Hani boşta gezen işsizler falan değil; çalıştıkları halde aldıkları ücretler asgari ücret dolayısıyla açlık sınırının altındadır, biliyorsunuz çok büyük bir kesim bu durumda. Öbür tarafta durumları daha iyi diye düşündüğünüz kamu emekçilerinin bile %95’inden fazlası yoksulluk sınırının altında bir ücretle geçinmeye çalışıyor. Halk zaten karnını doyuramıyor, yeterli ve sağlıklı gıda ile beslenme ihtiyacını karşılayamıyor. Barınmada zaten hal ortada, kiraların yüksekliği meydanda. Şimdi bütün bunların üzerine ayrıca bir de bunun bedeli eklenecek. İşte zaten özellikle giderek artan silahlanma harcamaları nedeniyle bir yük vardı, bir de bunlar bunun üzerine eklenecek.”

KAMU SAĞLIK, EMEKLİLİK VE EĞİTİM HARCAMALARINDAN KISILACAK”

Uygulanan arz yönlü politikaların sosyal devleti tamamen tasfiye ettiğini belirten Özgür Müftüoğlu, bu kurgunun kamu harcamalarında yeni kesintilere yol açacağını ifade etti: “Adına arz yönlü politikalar dedikleri, yani sermayeyi destekleyen ama bunun karşısında devletin yapması gereken bütün sosyal yönleri ortadan kaldıran bir düzenleme var. Bunlarla bağlantılı olarak ne olacak? Sosyal güvenlik harcamalarının zaten hep yüksek olduğunu sürekli böyle sakız gibi döndürüp döndürüp söyleyip duruyorlar; bu durum özel emeklilik meselesini ve özelleştirmeyi getirecek. Yani kamu sağlığı, emeklilik ve eğitim harcamalarından büyük ölçüde kısılacak. Vergiler artırılacak ama öbür taraftan da bunun karşılığı olarak aynı zamanda kamu harcamalarında daha da kısıntıya gidilecek.”

Müftüoğlu, ekonomi yönetiminin bu hamlelerinin emekçiler için kaçınılmaz olarak daha derin bir sömürü ve güvencesizlik anlamına geleceğini belirterek sözlerini tamamladı: “Dolayısıyla topluma yansıyan karşılığı daha fazla yoksullaşma, açlıkla daha fazla karşı karşıya kalma ve tabii ki üretim süreci içerisinde daha fazla esnekliğin, güvencesizliğin artması ile yoksullaşması olacak. Gene aynı yere doğru çıkacak, sömürünün daha da artması gibi bir durumla karşı karşıya kalınacak diye düşünüyorum.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp