Sosyalizm bürokratik bir söylem değil, gündelik hayatın örgütlenmesidir

sosyalizm-burokratik-bir-soylem-degil,-gundelik-hayatin-orgutlenmesidir

Pozitif devrim süreci, eskiden yaşanılanları bir inkar veya reddediş değil; bunun tam aksine, her dönemin kendi karakterine göre yenilenmesinin adı, tanımı ve programıdır.

Yeniçağın sosyalizm anlayışı, gündelik hayatın sosyalistleşmesi ve sosyalizmin toplumun her zerresine kadar inmesi anlamına gelir. Birileri dediği için değil, halk dediği ve halk kabul ettiği için gerçekleşecek bir devrim, yeniden sosyalizmi umut haline getirecek ve halklara kurtuluş yolunu gösterecektir.

Bunun olabilmesi, gündelik hayatın sistemin bütün saldırıları karşısında örgütlenmesi ve insanların yeni bir yaşamı attıkları adımlara kadar yaşaması anlamına gelir. Önder Apo, 90’lı yıllarda yaptığı bir değerlendirme şunları belirtir:

“Sosyalizm, kavram düzeyinde insanın toplum ilişkilerini en özgür şekilde belirleme yönetimi olarak tanımlanabilir. Toplumsal gerçeklikten kopan, onun üstünde yer alan, bastıran veya sömüren ne varsa ona karşıdır. Ama böyle olayım derken de ‘Toplumda her şey bir tarağın dişleri gibi birbirine benzemek zorundadır’ demek de doğal gelişmeyi inkardır. Çünkü hiçbir doğa gelişmesi böyle değildir. Bu nedenle özgür katılım en doğrusudur. Toplumsal katılım, yeteneklere ve çabaya göre olmalıdır.”

Bu değerlendirme ile Önder Apo, gündelik hayatın doğru bir zeminde örgütlenmesinden bahseder. Özgür bir birey olarak sosyalizme katılım, Lenin’in deyimiyle anlatırsak, “sol sapmaların da önünü almak” olacaktır.

GÜNDELİK HAYATI ÖRGÜTLEYEMEYEN YENİLENEMEZ

Önder Apo’nun kamuoyuna açıklanan son mesajında dikkat çeken ‘negatif devrim, pozitif devrim’ tanımlarına gelmeden önce, kısaca faşizme değinmek gerekir. Konumuz olmadığından bu kısmı kısa tutacağız.

Faşizm, diğer bütün ideolojik disiplinler gibi, gündelik hayatın örgütlenmesiyle ortaya çıkan bir disiplindir. Sosyalizm, kapitalizm, komünizm, komünalizm gibi kavramlar da aslında gündelik hayatın nasıl yaşanması gerektiği üzerine kendilerine zemin bulurlar. Faşizm, gündelik hayatın örgütlenmesi konusunda ciddi bir ilerleyiş gösterdiğinden, faşizmin tanımını biraz daha oturtmakta yarar var.

Sabah kalkışımız, insanlarla kurduğumuz diyaloğun boyutu, söylemlerimiz, yaklaşımlarımız ve yemek yeme şeklimiz bile bizi faşizme götürebilecek davranışlar barındırır. Karşımızdaki kişiyle ilişkimizi kendi çıkarlarımız üzerinden kurmamız; toplumsallığı değil de bireyciliği ve kendi kurtuluşumuzu düşünmemiz faşizmdir. Suyu içiş şeklimiz ve çevremizle kurduğumuz diyalogların çerçevesi bile bizi faşizme götürebilecek nüveler taşımaktadır.

Bundan korunmanın yolu ise kapanmak veya kendi konfor alanlarımızda kalmak değil; bizi yozlaştırmak için çabalayan faşizmin alanlarını yok etmekten geçer. Bu da gündelik hayatın ve bireyin değişiminden geçer.

Her doğru adım, iyi bir planlama olmadığı sürece çürüyecektir; çürümeye mahkumdur. Özgürlük Hareketi’nin farkı ise tam da burada ortaya çıkar. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ideolojisi, bir yenilenme ve yeniyi arama mantığı içerisinde disipline edilebilir.

70’lerin karanlık ve kaotik ortamında, birkaç kişi dışında kimsenin ezberlerin dışına çıkmadığı bir dönemde yeni cümlelerle ortaya çıkan bu hareket, her doğru adımı yenileyerek devam ettirebilmekte; eskiyen ne varsa ona yamalar vurmak yerine büyük çıkışlarla yenilerini ortaya çıkartmaktadır.

“Kürdistan sömürgedir” sözüyle başlayan ayaklanmanın bugün bu kadar güçlenmesi ve bitirilemeyecek hale gelmesinin sebebi de budur.

YENİYİ ARAYIŞA ADANAN BİR MÜCADELE

70’lerin ortamında, sosyalist hareketler içerisinde bile “Kürt” sözcüğü çok az, hatta tedirginlik içerisinde kullanılır; çoğu zaman hiç kullanılmazdı. Türkiye’de Kürt halkını savunduğunu belirten yapılar, adlarının başına “Kürt” ya da “Kürdistan” değil, “Doğu” sözcüğünü koymayı uygun görüyordu.

Önder Apo ve yoldaşları ise “PKK” ismini açık bir biçimde kullanarak ortaya çıkmışlardır. Sadece devlet kanadından değil, kendine sosyalist veya komünist diyen birçok çevreden de tepkilerin olduğu bir ortamda, “Kürdistan sömürgedir” tanımını ortaya çıkarmak ve bunu açık bir dille savunmak, başlı başına eskiye, tekrar edilen ve putlaştırılan düşüncelere karşı bir saldırıdır.

90’lara gelindiğinde, reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte dünya çapında sosyalist hareket ve ülkelerde başlayan yıkım ve umutsuzluk ortamında, Önder Apo “Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır” diyerek reel sosyalizmin simgesini silmiş ve yeni bir sosyalizm kuramının temellerini de atmış oldu.

O dönem Önder Apo’ya ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne saldıranlar bugün yok. O gün Kürtlerin sosyalizmi bilmediğini söyleyenler ise bugün, kendi küçük konfor alanlarından çıkmayı dahi istemeyen bir haldeler.

Yenilenme, bir savaşı da beraberinde getirir. Eskinin bütün olumsuzluklarına savaş açmanın kendisi, büyük bir mücadelenin de temelini oluşturur.

Sosyalist hareketin en güçlü olduğu dönemlerde, reel sosyalizme yönelik eleştirilerin sert bir şekilde karşılandığı bir durumda dahi, Kürdistan Özgürlük Hareketi sadece eleştiri ile yetinmemiş; yerine yenisini koyma savaşına girmiştir. O güne kadar neredeyse dünyanın bütün sosyalist hareketlerinin çoğunun, kendisine rehber ve program olarak aldığı Leninist Parti modeli ve Stalinist yapılanmanın eksik ve hatalı yönlerini kendisinden çıkararak Apocu bir yenilenmenin adımlarını attı. Bu yenilenmeyi basit bir adım olarak görmemek gerekir.

Bugün Önder Apo’nun “pozitif devrim” olarak yaptığı tanım, işte bu yenilenmenin geldiği son noktadır.

Kürdistan Özgülrük Hareketi, ilk gününden, attıkları ilk adımdan itibaren, içerisine girdikleri arayışın sonuçlarına bugün ulaşmaya başlamıştır. İlk günden bugüne kadar ısrarla yeniyi talep etmiş; başka yerlerin düşüncelerini ve deneyimlerini tamamen almak yerine, doğru yanlarını alarak, yanlış olana itiraz ederek kendini geliştirmiştir.

Önder Apo, 90’lı yıllarda yayımlanan bir çözümlemesinde, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin diğer yapılardan farkını ve ayrımını şöyle tanımlıyordu:

“Emperyalizm koşullarında olsa bile, biz PKK’yi bir model olarak geliştiriyoruz. Hiçbir zaman reel sosyalist modelin uyguladığı yöntemlerle hareket etmiyoruz. Etsek, zaten mümkün değil ayakta kalmamız. Benim bulduğum tek çere, bireyi hem ideolojik hem de militan olarak güçlendirmektir. Çünkü paranın çoğu kapitalisttedir, bireyciliğin en çoğunu onlar verir. İşte, sen öyle bir model gerçekleştireceksin ki, paradan da bireycilikten de daha üstün olacak. Nitekim PKK, Kürt ve Kürdistan toplumuna bunu kanıtladı.

Uygulanan her türlü milliyetçilik ve her türlü feodal uygulama, Kürt halkına bir şey vermemiştir. Ama PKK modeli birliği vermiştir, morali vermiştir, güçlü insanı vermiştir, kahraman insanı vermiştir. İşte PKK’nin gücü burada yatmaktadır.”

Özgürlük Hareketi’nde yaşanan bu gelişime dair, Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda ise Önder Apo, şu ifadeleri kullanıyordu:

“İslam’ın ümmetçiliği, kapitalizmin liberalizmi ve kozmopolitizmi ile reel sosyalizmin enternasyonalizminde, Kürtler ve Kürdistan’ın umutsuz birer vakıa olmanın da ötesinde, silik bir halde zaman zaman hatırlatılmaya çalışılması ancak örtülü soykırım gerçekliğiyle ifade edilebilir.”

Bu sözler, ilk adımla başlayan arayışın tanımı oluyor aslında. Var olan ile yetinmeme ve her zaman, her koşulda yeniyi arama yolculuğu, bugün Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni dünya devriminin önderi haline getirmiştir.

Gelişen bütün dönüm noktalarında ısrarla kendini yenileyen Hareket, bugün geldiğimiz noktada yeni bir sosyalist program ortaya çıkartarak, sosyalizmin dünyada yeniden umut olmasının da önünü açmıştır. Hatta önünü açmakla kalmayıp, pozitif devrim çağının bir örneği olarak Rojava pratiği ile, yeni çağın sosyalizminin nasıl olması gerektiğini herkese göstermiştir.

Daha önce de belirtmiştik: Önder Apo’nun ideolojik dünyasında tanımlar, klasik şekliyle asla ele alınmamalı; ideolojik gelişimi doğru şekilde takip etmek gerekir. Büyük değişimler birden ortaya çıkmaz. Büyük değişimlerin ilk adımları, aslında bir önceki adımın başlangıcında atılır. Bugün yaşanan değişimin ilk adımı da 70’lerde atılmıştır.

İlk adım atılmış, ilk soru sorulmuş, ilk tanım yapılmıştır. İlk adımı attıktan sonra ise sabırla, ama vazgeçmeden devam eden yürüyüş, bugün geldiği noktaya ulaşmıştır.

Sadece doğru soruları sormak ve doğru bir politik hat ile çizgi üzerinden yol almakla yeniye varabilirsiniz. “Kürdistan sömürgedir” diyerek başlayan mücadelede, belli dönemlerde söylenen sözler, yapılan açıklamalar ve gerçekleşen değişimler bunun göstergesidir.

Sosyalist mücadelenin en önemli tanımlarından olan “somut koşulların somut tahlilleri” tanımını bugün en doğru şekilde Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi uygulamaktadır.

DEVAM EDECEK

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp