Yazmaya “Perşembe günü Meclis’ten çıkacak ‘kök’ veya ‘çerçeve yasa’ ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ikinci aşama başlayacak” diye başlamak istiyordum, ancak yazmaya başlamadan önce haberleri izleyince, söz konusu yasa taslağının Pazartesi günü Meclis’te oylanacağını öğrendim. Umarım bir kez daha ertelenmez ve şu an ifade edildiği gibi ‘çerçeve yasa’ Pazartesi günü Meclis’ten geçer. Böylece de toplumdaki gergin bekleyiş sona erer. Zira daha önce de en az üç kez belirtilen tarih değiştirilmiş ve ertelenmiştir.
Görüldüğü gibi, söz konusu yasa çalışmaları çok gergin ve sancılı ilerliyor. Kuşkusuz bu durum, devlet ve iktidarın anlayış ve yaklaşımından kaynaklanıyor. Zira söz konusu güçler, sürece Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü ekseninden yaklaşmıyor. Hâlâ temel zihniyet ve politikaları PKK’nin yok edilmesi ve bu çerçevede Kürt karşıtı tutumun sürdürülmesi üzerinedir. Bunu da “Terörsüz Türkiye” sloganıyla ifade ediyorlar. PKK’ye “Terör örgütü” diyorlar ve sadece “Tasfiye”den söz ediyorlar. Yani savaş sürecinin dilini olduğu gibi sürdürüyorlar. Bu da gerçekten barış ve çözüm isteyen Kürt tarafında güvensizliği devam ettiriyor.
Bu nedenledir ki, uzun süredir yasadan söz edilmesine rağmen hiç kimse yasanın içeriğini bilmiyor. Her şey çok gizli yürütülüyor ve fazlasıyla ince elenip sıkı dokunuyor. Oysa demokratikleşme ve Kürt sorunu gibi büyük ve önemli sorunların çözümüne böyle yaklaşılamaz. Dikkat edilirse, bu yaklaşım nedeniyle sık sık kriz yaşanıyor ve her seferinde İmralı’ya gidilerek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan çözüm bulması isteniyor. Belli ki en son 2 Ağustos tarihli İmralı ziyareti de bu temelde gerçekleşti ve DEM Parti İmralı Heyeti tarafından “Mutabakat sağlandığı” açıklandı. Buna göre; Perşembe günü yasa Meclis’ten geçecekti. PKK için özel bir yasa konumunda olduğu ifade edilen ‘çerçeve yasa’ ile de Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ikinci aşama başlayacaktı.
Bilindiği gibi, söz konusu süreç, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile başladı. Sürecin tanımını bu çağrı metni ortaya koydu. Sürecin izahını ise “Demokratik Komünal Toplum Manifestosu” ismiyle basılıp dağıtılan Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu yaptı. Kuşkusuz süreci başlatan 27 Şubat Çağrısı’na ulaşmak için de Ekim 2024’ten itibaren önemli bir tartışma geliştirildi. Önce 22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis kürsüsünden Önder Abdullah Öcalan’a “Örgütü feshederek gelsin DEM Parti Grubu’nda konuşsun” çağrısını yaptı. 23 Ekim günü de yeğeni Ömer Öcalan ile görüşen Önder Apo, “Sorunu şiddet temelinden çıkartıp siyaset ve hukuk zeminine taşımaya” hazır olduğunu, buna gücünün bulunduğunu açıkladı. Daha sonra, 2013 ‘Çözüm Süreci’nin İmralı Heyeti olan Sırrı Süreyya Önder ile Pervin Buldan’ın yeniden İmralı’ya götürülüp Önder Abdullah Öcalan ile görüşme yapmasıyla da 27 Şubat 2025 Çağrısı’na ulaşıldı.
Çok açık ki; süreci, 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile Önder Abdullah Öcalan başlattı. Daha sonra da Önder Apo ve Kürt tarafı birçok yeni adım atarak tek yanlı olarak sürecin birinci aşamasını geliştirdi. PKK, 5-7 Mayıs 2025’te 12. Kongresini toplayarak, Önder Apo’nun 27 Şubat Çağrısı’na uygun olarak PKK’nin feshi ve silahlı mücadele stratejisinin sonlandırılması kararlarını aldı. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat önderliğindeki 30 gerilla, 11 Temmuz 2025’te silahlarını yakma eylemini gerçekleştirdi. PKK hem sınır üzerinde çatışma riski bulunan alanlarda düzeltmeler gerçekleştirdi hem de Türkiye sınırları içinde çatışma riski taşıyan güçlerini geri çekti.
Kuşkusuz bütün bunlar, öncesinde hayal bile edilemeyen türden tarihi öneme sahip gelişmelerdi. Bunlar temelinde Kürt tarafı, barış ve demokratikleşmede kararlı olduğunu ortaya koyarak, böylece sürecin birinci aşamasının gerçekleştirildiğini ifade etti. 2026’nın başından itibaren de sürecin ikinci aşamasına geçilmesi gerektiğini ve bu ikinci aşamanın da hukuki ve siyasi adımların atılması olduğunu ortaya koydu. Kuşkusuz söz konusu siyasi ve hukuki adımları atacak olan da devlet ve AKP iktidarıydı.
Devlet ve iktidar, birinci aşama boyunca sadece bir Meclis Komisyonu oluşturma ve bu temelde bir raporun çıkartılması çalışmasını yürüttü. Meclis Komisyonu’nun hazırladığı bu rapor da devlet ve iktidarın hukuki adımlar atmasını içeriyordu fakat 2026 başından bu yana AKP iktidarı uzun süre böyle bir hukuki adım atmamakta diretti. Önder Apo’nun, Şubat başından itibaren “Hukuk adım atamıyorsa siyaset sorumluluk üslenip karar alsın” önerisine de gereken cevabı vermedi. Bunda bölgede yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı’nın durumu ve özellikle İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın gidişatı önemli bir rol oynadı. AKP iktidarı, İran ile ABD’nin uzlaşmasını ve bundan kendine imkânlar çıkmasını bekledi. Yine NATO toplantısının kendine bir yol açmasını umut etti. Bütün bunların beklentiyi karşılamadığı ortaya çıkınca, işte o zaman Türkiye’nin yaşadığı beka sorununu giderebilmek amacıyla söz konusu ‘çerçeve yasa’yı çıkarmaya karar verdi.
Şimdi İmralı’da mutabık kalındığı üzere ‘kök’ ya da ‘çerçeve yasa’ Meclis’ten çıkarsa, bu durum devlet ve iktidarın attığı ilk hukuki adım olacak ve böylece Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ikinci aşama da başlamış olacak. Kuşkusuz her şey bu yasa ile çözüme kavuşmayacak ve bunu takiben süreçle ilgili yeni yasaların da çıkartılması gerekecek. Bu yasa, sadece kendini fesheden PKK örgütünün aldığı bu kararı pratikte uygulamasının önünü açacak. Bu pratik uygulamanın gelişebilmesi için, örneğin silahını yakan PKK’lilerin demokratik siyaset yapabilmelerinin hukuki gereklerini oluşturmak gerekecek. Yine “Terörle Mücadele Kanunu”nu ortadan kaldırmak veya değiştirmek, savaş üslubu bırakılarak barış üslubuna geçmek, başta JİTEM ve Köy Koruculuğu olmak üzere halk üzerinde baskı ve şiddet uygulayan kurumları lağvetmek gerekecek. Böylece Türkiye’yi demokratikleştiren ve Kürt sorununu çözüme götüren yasal düzenlemeleri, yani demokratik entegrasyon yasaları denen hukuki yapıyı geliştirmek gerekecektir. Türkiye’de tam bir düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması gerekecektir.
Tüm bunlara rağmen söz konusu ‘çerçeve yasa’nın çıkışı yine de Önder Apo’nun belirttiği gibi tarihi öneme sahip bir adımdır. Bu ilk adımın önemini, Önder Abdullah Öcalan “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” cümlesiyle çarpıcı bir biçimde ortaya koymuştur. Yani yürünmeye başlanan yolun bin kilometre gibi çok uzun bir yol olduğunu ve bu uzun yolun da ancak adım adım yürünebileceğini ifade etmiştir. Burada Kürt özgürleşmesine dayalı Türkiye demokratikleşmesinin hem uzun bir çaba istediği ve hem de tarihsel öneme sahip olduğu belirtilmektedir.
Belli ki; uzun süredir yürünecek yolun niteliği ifade edilmekteydi. Bu çizgi, “Demokratik Entegrasyon” olarak tanımlandı. Aynı zamanda bu yolu yürümenin ne denli faydalar sağlayacağı ifade edildi. Kimsenin aklından geçirmeyeceği adımlar tek yanlı olarak ve çok kararlı bir biçimde atılarak, güvensizlik ortamı giderilmeye çalışıldı. Bütün bu süreçte bir şeye daha ısrarla vurgu yapıldı: Sürecin bir mücadele süreci olduğu ve ancak toplumsal mücadeleyle başarılacağı belirtildi. İşte şimdi söz konusu toplumsal mücadelenin daha örgütlü ve etkili bir biçimde geliştirilmesi gerekiyor. Yani yasaya bakıp rehavete kapılmak değil de sonraki adımların başarıyla atılması için mücadeleye seferber olmak gerekiyor.
Kaynak: Yeni Özgür Politika
Source: ANF News