Tarım arazileri ve evler ‘kamulaştırılıyor’

tarim-arazileri-ve-evler-‘kamulastiriliyor’

Son yıllarda petrol araması, Jeotermal ve Güneş Enerjisi Santralleri(GES) projeleri ile çok sayıda projenin hayata geçirildiği Amed’de yeni petrol kuyuları açılıyor. İkinci bir Gabar’a dönüştürülmek istenen kentte köylülerin tarım arazileri acil bir şekilde kamulaştırılırken, bu aramalardan doğabilecek riskler ise ekolojistleri kaygılandırıyor. Devletin, kırsalda kendi gıdasını üreten, dilini konuşan ve kültürünü sürdüren Kürtleri tehdit olarak gördüğünü belirten Amed Barosu Çevre ve Kent Komisyonu Başkanı Ahmet İnan, devam eden sürecin de istismar edildiğinin altını çizdi. 

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Trakya Bölge Müdürlüğü planlamasıyla Shell ve TPAO birlikte Amed’in Farqîn (Silvan) ilçe sınırları içinde kaya gazı sondajı gerçekleştirecek. Sondaj Pirêma ve Qazoxa (Kumluk) köylerinde yapılacak. Kaya gazı arama ve çıkarma faaliyetinde binlerce metre dikey sondajla başlayıp, Dadaş-I formasyonu adı verilen alanın içinde yaklaşık 500 mt yatay sondaj yapılacak. Dört sahada Bismil’in kuzeyindeki sahada yaklaşık 600 kilometre karelik (600 bin dönüm) bir alanda kaya gazı için sondaj yapılacak. 24 tane dikey ve yatay sondaj yapılacak bölgede, 3 yıl içinde 24 kuyu daha açılması bekleniyor.

TARIM ARAZİSİNE AYNI GÜN BETON

Açılacak kuyularla beraber bölgedeki tarım arazileri ve yeraltı sularının zarar görmesi bekleniyor. Birçok alanda köylülerin evleri ve tarım arazilerine de “acil kamulaştırma” kararı ile el konuldu. Son olarak Çinar’a bağlı Şikeftan köyünde, tarlasında ekim yapan bir çiftçinin arazisine aynı gün içinde kamulaştırma kararı verilerek üzerine yeni kuyu için beton döküldü. Kentteki doğal su kaynakları, temiz hava ve ekolojik dengenin riske gireceği bu projeler, hem avukatlar hem de ekolojistler tarafından tepkiyle karşılanıryor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ise aramalardaki kararlılıklarını her fırsatta dile getiriyor.

35 BİN TARIMSAL ALAN YOK EDİLDİ

Amed ve diğer Kürdistan illerinde son dönemde artan maden ve enerji projeleri üzerine değerlendirmelerde bulunan Amed Barosu Çevre ve Kent Komisyonu Başkanı Ahmet İnan, kentte son 5 yılda petrol arama, çıkarma faaliyetleri nedeniyle tarımsal alan kaybının 35 bin hektar olduğuna dikkat çekti. Bu süreçte 200’den fazla alanın petrol arama sahasına dönüştürüldüğünü belirten İnan, “Artık metalaştırmadıkları su, toprak ve hava gibi hiçbir şey bırakmadı. Sermaye birikimini sürdürmek için bu alanlara yöneliyor ve bunu zorunluluk olarak görüyorlar” dedi.

ÇATIŞMASIZLIK ORTAMI İSTİSMAR EDİLİYOR

Devam eden süreci ve çatışmasızlığın istismar edildiğini belirten İnan, maden, enerji ve sermaye tekellerinin 1. sınıf tarım alanlarına, ormanlara ve sulak bölgelere yöneldiğini söyledi. Bu durumun insan hakkı, barınma hakkı, doğa hakkı ve mülkiyet hakkına açık bir saldırı olduğunu vurguladı. İnan, yürütülen projelerin yalnızca ekolojik yıkım yaratmadığını; su varlıklarının, ormanların, diğer canlı türlerinin ve köy yaşamının da yok edilmesinin hedeflendiğini kaydetti. Kürdistan özelinde bu uygulamaların 1990’lardaki köy yakmaları ve boşaltmaların yeni bir devamı olduğunu ifade eden İnan, bunun kimliksel asimilasyonla birlikte yürüdüğünün altını çizdi. İnan, devletin, kırsalda kendi gıdasını üreten, dilini konuşan ve kültürünü sürdüren Kürtleri hâlâ tehdit olarak gördüğünü söyledi.

DEVLET BU ANLAYIŞI TERK ETMELİ

Devletin barış söylemiyle çeliştiğini, samimi bir barış iradesi varsa insanların kimliksel ve kültürel devamlılığını engelleyen politikalardan acilen vazgeçilmesi gerektiğini belirten İnan, 90’larda şiddetle yapılan köy boşaltma politikalarının bugün kanun gücü ve sermaye projeleriyle sürdürüldüğünü dile getirdi. Halkın bu politikaları analiz edecek deneyime sahip olduğuna işaret eden İnan, kısa vadeli kâr ve sermaye birikimi anlayışının terk edilmesini istedi. İnan, uzun vadeli bir toplumsal bütünleşmenin ancak ekoloji ve enerji politikalarında köklü bir değişimle mümkün olacağını savunarak, “Devlet bunu gözetmediğinde sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve yerel halkın mücadele zeminini yaratması gerekiyor. Devlet, ancak halkın direnciyle karşılaştığında olumlu adım atmak zorunda kalıyor; bunu yıllarca tecrübe ettik” dedi.

TEPKİ OLMADIĞINDA PROPAGANDA ALANI KAZANIYORLAR

Ekoloji alanında büyük bir boşluk olduğuna dikkat çeken İnan, sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarını verileri bir araya getirmeye çağırdı. İnan, şunları söyledi: “Petrol ve maden çalışmalarının su kaynaklarına, tarım arazilerine, ormanlara ve insan sağlığına etkilerini bilimsel olarak ortaya koyacak geniş kapsamlı çalıştayların yapılması gerekiyor. Bu boşluğun doldurulmaması halinde devlet ve şirketler propaganda alanı kazanıyor. Bugün görülüyor ki; Diyarbakır’daki petrol aramaları Amerikalı ve Kanadalı şirketlere açılıyor. ‘Yerli ve milli’ söylemi bile gerçeği yansıtmıyor. Projelerin köylere yaklaşmayacağı iddiası da gerçek dışı. Aksine köy evleri dahi kamulaştırılarak proje alanlarına dahil ediliyor. Halk bilgilendirilmediğinde devlet ve şirketlerin yanıltıcı söylemleri etkili oluyor. Mücadele edilmediği sürece doğa, su, toprak ve kültürel yaşam sömürüye açık kalıyor.” 

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp