Temelli: Ekmek ve barış bütçesi olmadan ne adalet sağlanır ne yoksulluk biter

temelli:-ekmek-ve-baris-butcesi-olmadan-ne-adalet-saglanir-ne-yoksulluk-biter

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, 2026 bütçesinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal krizi derinleştiren bir tercih olduğunu söyledi. Bütçenin kamu finansmanındaki yapısal sorunları büyüttüğünü, faiz ödemelerinin ve militarist harcamaların kaynakları tükettiğini belirtti; vergi adaletsizliğinin emekçilerin sırtındaki yükü ağırlaştırdığını, zengin kesimlerin ise neredeyse vergiden muaf tutulduğunu vurguladı. Enflasyonun ve artan vergilerin halkın alım gücünü erittiğini, sosyal yardıma muhtaç 20 milyon insanın varlığının ülkenin gerçek yoksulluk tablosunu ortaya koyduğunu ifade eden Temelli, ekmek ve barış bütçesi kurulmadıkça ne yoksulluğun azaltılabileceğini ne de adaletin sağlanabileceğini söyledi.

BÜTÇENİN DEĞİŞMEZ İKİ UNSURU VAR

2026 bütçesi görüşmeleri sürerken DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, bütçenin siyasal karakterine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Şu anda görüşülmekte olan 2026 bütçesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hazırladığı 24. bütçe. Bu bütçeye baktığımızda, aslında geçmiş yıllarda olduğu gibi Adalet ve Kalkınma Partisi, zamanla oluşmuş bir anlayışla bütçe hazırlıyor. Yani ne olursa olsun, Türkiye’de hangi konjonktürün içinde olursak olalım ya da hangi dinamikler ve hangi öncelikler söz konusu olursa olsun, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hazırladığı bütçelerde en temel vazgeçilmez unsur sermayenin çıkarları ve güvenlikçi bürokrasinin talepleri. Bu ikinci unsur, geçmiş yıllarda olduğu gibi, bütçenin değişmez karakterini ortaya koyuyor.

Aslında Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda da bunu hep görürüz. Yani 100 yılı aşkın süre boyunca hazırlanmış bütçelerde bu rengi, bu motifi görmek mümkündür. Ama tabii Adalet ve Kalkınma Partisi’nin özellikle neoliberal politikalarla olan barışıklığı ve güvenlikçi bürokrasinin fazlasıyla etkisine girmiş bir siyasetin yürütücüsü olarak bunu daha fazla yansıttığını da söylemek mümkün.”

BARIŞ BEKLENTİSİNE DUYARSIZ BİR BÜTÇE

Temelli, 2025’te yaşanan tarihi gelişmelerin, özellikle de 27 Şubat deklarasyonunun yarattığı umut, barış beklentisi ve ülkenin dört bir yanında yürütülen ekmek ve barış mücadelesinin, iktidarın hazırladığı 2026 bütçesinde hiçbir karşılık bulmamasını eleştirdi. Bu çerçevede hem bu sürecin toplumsal etkilerini hem de yürüttükleri çalışmanın kapsamını şöyle değerlendirdi: “Bütün bu eleştirilere rağmen 2026 yılı bütçesinde biz farklılıklar bekledik. Çünkü 2025 yılında belki de Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmeleri yaşandı. Ve bu gelişmelerin ışığında, belli bir siyasetin bütçe üzerinden bir yansıması olur diye bekledik. Neydi en önemli gelişme? Kuşkusuz 27 Şubat’taki Sayın Öcalan’ın açıklaması, yani deklarasyonuydu. Bu çok önemli bir tarihi adımdı ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinin başladığına işaret ediyordu. Bu değişim ve dönüşümün etkilerinin sahada görülebilmesi adına en önemli adreslerden biri bütçe. Dolayısıyla bütçede bunun yansımalarını görmeyi bekledik açıkçası. Bu anlamda gelişmeler olabilir diye düşündük. Fakat maalesef bütçe, 2025 yılında özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü başlığındaki gelişmeleri dikkate almamış, adeta bunu görmezden gelmiş bir bütçe olarak karşımızda.

Dolayısıyla biz de tam bu farkındalığa dikkat çekmek adına alternatif bütçemizi bir kez daha hazırladık ve bu bütçeye ekmek ve barış bütçesi adını verdik. Bu anlamda bir mücadele ve bir çalışma yürüttük. Bu hem iktidara karşı bir mücadele olurken diğer taraftan iktidar da dahil olmak üzere tüm topluma, tüm siyasete bir farkındalık konusunda bir uyarı amacını da içinde barındırıyordu. Çünkü barış yoksa ekmek de yok. Toplum inanılmaz bir yoksulluk baskısı altında yaşıyor. Toplum artık bütün bu gelişmelerin kendi hayrına sonuçlar doğurmasını istiyor. O zaman barış için sürdürdüğümüz bu mücadelenin toplumun bütün kesimleri için sonuçlar doğurması adına da bir çalışmayı toplumla beraber yürüttük. Yürüyüşümüzün temel amacı da buydu. Tüm çalışmalarımızı toplumla buluşturduk. Tüm kesimlere söz hakkı verdik. Onların sürece katılımını destekledik.

Türkiye’nin dört bir yanından yollara düştük. Tabii bizimle beraber toplumun bütün kesimleri bu çalışmaya sözleriyle, eylemleriyle destek verdiler. İşte Batman’dan, Tekirdağ’dan, Aydın’dan, Hatay’dan başlattık yürüyüşlerimizi. Çiftçisinden esnafına, emekçisinden işsizine, kadından öğrenciye, gence kadar herkes kendini bu eylemin içinde buldu; sözüyle buldu, katkısıyla buldu. Çok çok önemli bir çalışmaydı. Ve bütün bu çalışmanın sonunda da Ankara’da buluştuk, dört koldan gelen bütün katılımcılarla. Talepleri bu bütçe görüşme sürecine aktardık. Kürsüde sözümüzle ve yaptığımız çalışmalarla bu duyarlılığı hâlâ yaratmaya çalışıyoruz ama maalesef 2026 bütçesi, bizim dile getirdiğimiz konulara olan duyarsızlığıyla anılacak bir bütçedir diyebilirim.”

MESELE BÜTÇE ÜZERİNDE BİR KAMU FİNANSMANI PROBLEMİ

Sezai Temelli, Türkiye’de bütçelerin yapısal karakterini değerlendirirken kamu finansmanındaki derinleşen sorunların 2026 bütçesinde daha da görünür hâle geldiğini vurguladı. Bu çerçevede faiz yükü, vergi adaletsizliği ve artan militarist harcamaların bütçeyi sermayeyi koruyan bir tercihe dönüştürdüğünü ifade etti: “Genel anlamıyla Türkiye’deki bütçelerin karakterine ve ekonominin gelişimine baktığımızda en temel mesele bütçe üzerinde bir kamu finansmanı problemidir. Bu kamu finansmanı probleminin yükü sürekli olarak emekçilerin ve emeklilerin üzerine yıkılmak isteniyor ve hâlâ da öyle yapılıyor. Bu kamu finansmanı probleminin önemli nedenlerinden biri şu anda faiz ödemeleri. 2 trilyon lira. Bütçenin 2 trilyonu faiz ödemelerine gidiyor; ki, bu başlangıç rakamı yıl sonunda çok daha büyük rakamlara ulaşabilir. Diğer bir kamu finansmanı problemi vergi alamıyor olması. Yani zenginden, varsıldan, sermaye sahiplerinden vergi alamıyor. Bırakın vergi almayı, 3.7 trilyon lira vergi harcaması yapıyor. Yani alamadığı vergi aslında vergi harcamasıdır.

Üçüncü önemli kalem ise askerî harcamalar; yani bütçenin bir diğer karakteri militarist bir bütçe olması. Hâlâ askeri harcamalar, güvenlikçi politikanın talepleri olanca hızıyla aynen karşılanıyor ve burada da dönüp baktığımızda geçen yıl 40 milyar dolarken bu sene 55 milyar dolara çıkmış bir harcama kapasitesi var. Dolayısıyla bütün bunları alt alta koyduğunuzda vergi harcaması, faiz ödemeleri ve militarist nitelikli bütçe bize şunu gösteriyor: Sermayeyi ne olursa olsun destekleyeceğiz ve militarist karakterimizden taviz vermeyeceğiz. Tabii bu kamu finansmanı sorununu bu yöntemle aşmanız mümkün değil. Bu şu anlama geliyor: Daha çok borçlanacak. Enflasyondan dolayı halkın satın alma gücünü kısmaya devam edecek.”

ÜLKEDE 20 MİLYON İNSAN MUHTAÇ DURUMDA

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, vergideki ağır adaletsizliğin ücretlileri ezip zenginleri koruyan bir yapıya dönüştüğünü ve bunun ülkeyi derin bir yoksulluğa sürüklediğini ortaya koydu. Bu tabloyu enflasyon, artan vergi yükü ve sosyal yardıma muhtaç 20 milyon insan gerçeğiyle birlikte değerlendiren Temelli, “ekmek ve barış bütçesi” kurulmadıkça ne adaletin sağlanabileceğini ne de yoksulluğun azaltılabileceğini vurguladı. Temelli şöyle devam etti: “Bunun ötesinde anlattıklarıma eşlik eden önemli bir sorun daha var: Vergideki adaletsizlik. Vergi yükü son derece adaletsiz bir dağılım gösteriyor ve ilave vergilerle halkın üzerindeki yük daha da artıyor. Örneğin bugün bir ücretlinin üzerindeki ortalama efektif vergi yükü yüzde on üçken, serbest meslek sahibi olup zengin olanların, değer usulüne göre vergi verenlerin üzerindeki vergi yükü yüzde bir buçuktur. Ortadaki adaletsizliğin boyutu artık sözcüklerle anlatılamayacak bir tabloyu ortaya çıkarıyor.

Kaldı ki bütün bu vergiler sadece rakamlarla ifade ediliyor; oysa sokağa, çarşıya, pazara çıktığınızda enflasyon bir yandan, vergi yükü bir yandan insanların ayakta duracak gücünü tüketmiş durumda. Neredeyse canından bezmiş bir hâl var; ciddi bir yoksulluk yaşanıyor. Bunun rakamı ne mi? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 20 milyon insana yardım ettiklerini söylüyor. Yani ülkede 20 milyon insan muhtaç durumda. Bu insanlara ayda ortalama ancak 8 bin lira ulaşabiliyor; yani 20 milyon insana 8 bin lirayla geçinme dayatılıyor.

Bütün bu tablo bize şunu gösteriyor: Ekmek ve barış bütçesini hayata geçiremediğiniz sürece ne yoksullukla gerçek anlamda mücadele edebilirsiniz ne de ülkenin beklediği adaleti sağlayabilirsiniz.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp