PKK’nin silahsız mücadele kararı alarak kendini feshetmesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu kritik dönemeçte, Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı radikal ve tek taraflı adımlar, devlet kanadında henüz yasal, resmi ya da somut bir karşılık bulmadı.
SAMER Genel Koordinatörü Yüksel Genç, geçtiğimiz hafta tamamladıkları ve toplumun nabzını tutan geniş kapsamlı saha araştırmalarının verileri ışığında, bir yıllık sürecin ve şu anki durağanlığın Kürt toplumundaki derin yansımalarını değerlendirdi.
Yüksel Genç, devletin sessizliği ve hukuki bir zemin kurmaktan kaçınması nedeniyle sahada kronik bir “temkinli güvensizlik” halinin yerleştiğine dikkat çekerken, asıl çarpıcı olanın, siyasal tıkanıklığa rağmen Kürtlerin toplumsal alanda kendi “çözüm” süreçlerini ve kimlik inşalarını kararlılıkla ilerletmeleri olduğunu vurguladı.
‘PKK, FARKLI KÜRT FRAKSİYONLARI İÇİN BİLE BİR GÜVENCE ALANIYDI’
Yüksel Genç, PKK’nin feshinin ve silahsız mücadele kararının Kürt toplumunun önemli bir kesiminde başlangıçta derin bir duygusal kırılma ile “güvencesizleşme” hissi getirdiğini belirtti. Yüksel Genç, bu durumun toplumsal kodlardaki yerini şu sözlerle açıkladı: “PKK’nin kendini feshi ve silahsız mücadele kararının toplum nezdindeki karşılığının bir anda güçlü bir şekilde ortaya çıkmadığını söylemek lazım. Biz o dönemki çalışmalarımızda gördük ki PKK’yi desteklemeyen ama Kürt siyaseti içerisinde farklı kulvarlarda yer alan, farklı Kürt fraksiyonları içerisinde yer bulmuş pek çok kişi de farkında olmadan bunca zaman içerisinde PKK’yi bir güvence alanı olarak kodlamış.
Dolayısıyla bu karar, bir anda büyük bir ‘güvencesizleşme’ duygusuyla karşılandı. Toplum kendini güvencesiz hissetti. Bu duygu tedirginliğinin tamir edilmesi ve onore edilmesi, ancak zaman içerisinde silahsız mücadele ve fesih kararının devlet nezdindeki karşılıklarının oluşmasıyla mümkün olabilirdi.”
‘SÜRECİN HİÇBİR RESMİYETİ VE YASALLIĞI BULUNMUYOR’
Yüksel Genç, devletin ve hükümetin geride kalan bir yılda yasal bir çerçeve oluşturmamasının toplumdaki temkinliliği kalıcı hale getirdiğini belirterek şunlara dikkat çekti:
“Devletin ve hükümetin bu konuda yasal, bir süreç geliştirmemiş olduğunu görüyoruz. Sürecin hâlâ hiçbir resmiyeti bulunmuyor. Süreci yürütenler güvence çerçeve yasalarına sahip değil, sürecin baş müzakerecisinin konumu resmi ve yasal olarak tanımlanmadı. Gerillanın Türkiye’ye dönüş pozisyonuna uygun bir Türkiye atmosferi, bir toplumsal, siyasal ve hukuki düzlem kurulmadı. Hiçbir biçimde bu adımların atılmaması, toplumda sürece dönük temkinliliğin süreklileşmesine yol açtı.
Adımların tek taraflı kalması, güven kırıcı bir neden olarak güvenlik meselesinin uzun süreli korunmasında etkili oldu. İnsanlar o ilk ‘duygu şoku’ halini aşmakla ilgili önemli bir süreç kaydetti; ama sürece dönük güven ve inanç bağlamında yüksek bir kabul düzeyini henüz saha çalışmalarımızda görmüş değiliz.”
‘İKNA DÜZEYİ ÜÇ KİŞİDEN BİRİNE DÜŞTÜ’
Yüksel Genç, SAMER’in geçtiğimiz hafta yaptığı saha çalışmasının sonuçlarının, toplumun sürece dair ikna olma düzeyinin oldukça sınırlı olduğunu ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Geçen hafta yaptığımız çalışma, sürece dönük güvenin ne yazık ki hâlâ sınırlı olduğunu ve sürecin başarıya ulaşacağına dair iknanın neredeyse sadece üç kişiden birinde mümkün olabildiğini gösteriyor. Geri kalan kesimde ise sürecin başarıya ulaşma duygusu açısından ciddi bir endişe yaşanıyor. Tek taraflı yürüyen ve radikal adımlarla sürdürülmeye çalışılan sürecin kendisinin bundan sonraki bağlamı ne olursa olsun, sahanın ve sokağın esas beklentisi bu adımların devlet nezdinde karşılıklarının ve mütekabiliyetlerinin oluşmasıdır.
Bu yüzden Abdullah Öcalan’a dair Bahçeli’nin yaptığı çağrı ve önerdiği çerçeveler ya da geri dönüş yasalarının nasıl olacağı meselesi sokakta dikkatle izleniyor. Ancak hiçbir pratik adım olmadığı sürece uzun süreye yayılmış bu temkinli güvensizlik hali ne yazık ki korunuyor. Bu bağlamda ne süreç toplumsallaşabildi ne toplum bir aktör olarak sürecin denge ve adalet alanı haline gelebildi ne de süreç sonuç doğuracak biçimde ilerleyebildi.”
‘BAHÇELİ’NİN SÖYLEMLERİ KARŞILIKSIZ KALDIKÇA ÖZGÜL AĞIRLIĞI SORGULANIYOR’
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çıkışlarının Kürt halkı nezdindeki etkisini ve yarattığı kuşkuları da değerlendiren Yüksel Genç, şunlara dikkat çekti:
“Bahçeli’nin süreç kriz hissi yarattığında yaptığı beyanların neredeyse hiçbirinin karşılık bulmamış olması, Bahçeli’nin bu meselede konumlandığı yeri Kürt halkı nezdinde tartışılır kılıyor ve temsil ettiği alanın gücü konusunda sokakta kuşku yaratıyor. Bahçeli, aslında Türkiye siyasetinde 1999’dan beri paradigmal dönüşüm eşiklerinde önemli rol oynayan, özgül ağırlığı olan bir isim. 2002’de askeri vesayetin sonlanması ve AKP’nin iktidara taşınmasında da 2015’teki rejim dönüşümünde de o var.
Milliyetçi ve mukaddesatçı kanat açısından bu denli özgül ağırlığı olan bir ismin söylemlerinin bu denli karşılıksız kalması, artık sokakta ‘Acaba Bahçeli’nin temsil ettiği devlet kanadı bu denli etkisiz mi?’ sorgusunu yaratıyor.
Aksi durumda ise Bahçeli ve Erdoğan arasındaki ilişkinin bir danışıklı dövüş olduğu, ortak planın Kürtlerin kazanımlarını berhava etmek ve Kürt toplumsal muhalefetini elemine etmek olduğu algısı güçleniyor. İki hafta önceki çağrı her ne kadar farklı bir duygu yaratsa da hâlâ somut bir pratik olmaması bu durumu değiştirmiş değil.”
‘AMEDSPOR BİR BAŞARI KUTLAMASI DEĞİL, BİR KİMLİK İLANIDIR’
Devletin süreci ilerletmemesine rağmen Kürtlerin toplumsal alanda kendi süreçlerini yürüttüğünü belirten Yüksel Genç, Amedspor örneği üzerinden şu okumayı yaptı:
“Süreci devlet ilerletmiyor olabilir ama Kürtler ilerletiyor. Kürtler kendi kimlik inşaları sürecini ve kimliklerinin gerektirdiği ilişkileri yeniden kurdukları bir zamanda yaşıyor. Bu durum sokağı diri tutuyor. Rojava’ya saldırı zamanındaki ortak ruh ya da en son Amedspor’da gördüğümüz ortak bir şeye sevinebilme hali, o ulusal kimliğin ilanı ve o kimlikle Türkiye’de var olma isteğinin yansımasıdır.
Amedspor’un şampiyonluk kutlamaları sadece tipik bir futbol başarısı değildi. Türkiye’nin sanatından siyasetine ve sporuna kadar her sahasına ‘dilimle, kimliğimle, söylemimle gelip var olacağım’ ilanı olarak görülmelidir.
Spor, Türkiye’de milliyetçiliğin ve de-politizasyonun inşa edildiği bir alan. Kürtler tam olarak o araçsal alana politik bir kimlik olarak dahil olacaklarını ve orayı dönüştüreceklerini ilan ediyor. Demokratik toplum paradigması da tam olarak budur; Kürtlerin varlığına alan açarak Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dokusunu dönüştürme meselesi. Süreci devlet ilerletmiyor olabilir ama Kürtler ilerletiyor, aslında bekledikleri o entegrasyon, sahanın sivil gücüyle gerçekleşiyor.”
‘SORUMLULUK İKTİDAR VE MECLİS ÜZERİNDE’
Yüksel Genç, son saha verilerinin halkın hâlâ beklentisini koruduğunu ancak bu beklentinin riskli bir eşikte olduğunu ekleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Sahanın hala sürece dair pratik sorumluluğu iktidara ve ikinci sırada Meclis’e yükleyen çok geniş bir tabanı var. Görev ve sorumluluk yüklüyor olmaları, bir beklentiyi henüz koruduklarını gösteriyor. Ancak uzayan zaman dilimi içerisinde o temkinli güvensizlik, giderek yerini ‘anlamsızlığa’ bırakma riski taşıyor. Buna dikkat etmek gerekiyor.”
Source: ANF News